
Şamil Tayyar
İstatistikler belirli aralıklarla güncellenmektedir; gün içinde gerçekleşen etkileşimler anlık olarak yansımayabilir.
Paylaşım Türü Dağılımı
İçerik Türü (Metin/Görsel/Video)
Gönderiler (145)
Tutuklu Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek’in 3 kadınla özel ilişkisine dair haberlere suçla doğrudan ilişkisi olmadığı için pek itibar etmedim. Fakat iki detay dikkatimi çekti. Birincisi, başkanın bu özel ilişkileri üzerinden belediyenin istihdam politikasını belirlemesi. Başkanın sevgilisi Gülşah Çetin, bu ilişki sayesinde belediyeye girmekle yetinmemiş, annesi Kıymet Çetin’i, kardeşi Murat Çetin’i, eniştesi Ümit Durmaz’ı da belediyeye yerleştirmiş. Muhtemeldir, CHP teşkilatından daha fazla eleman aldırmış belediyeye. Yetmemiş, başkan sevgilisine, annesine periyodik ödeme yapmış. İkincisi, başkan Gençlik Merkezi’nin üst katını özel ilişkileri ve kayıtdışı para transferleri için kullanması. Kamu kaynaklarıyla kurulan bu ilişki ağı, özel hayat olarak görülemez.

MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümüne ilişkin dosya yeniden açıldı. Kamuoyundaki yaygın kanaat, Kozinoğlu’nun FETÖ tarafından öldürüldüğü yönündedir. İlginçtir, Kozinoğlu gibi Ergenekon davasında yargılanan kimi isimler yaptıkları açıklamalarla iddialara farklı boyut kazandırdılar. Mesela. Semih Tufan Günaltay, Kozinoğlu’nun Hasan Atilla Uğur’la birlikte kaldığı koğuşta zehirlenerek öldüğünü anlatıyor. Ayrıca, Uğur’un Kozinoğlu’na yazdırdığı mektubu Perinçek’e nasıl ulaştırdığını soruyor. Uğur da Ergenekon sanığı. Jandarma İstihbarat Subayı. Mustafa Balbay’a “Genç Subaylar rahatsız” manşetini attıran isim. Perinçek de bir TV yayınında “Kozinoğlu’nu Gladyo öldürdü” demişti. Bir başka ayrıntı, Kozinoğlu’nu Kurtlar Vadisi dizisinde canlandıran “Kazım Kaşifoğlu” karakterinin 136. bölümde öldürülmesinden 3 gün sonra 12 Kasım 2011’de Kozinoğlu koğuşunda ölü bulundu. 2012 yılında yayınlanan dizinin 159. bölümünde de @RTErdogan ismi mezar taşında gösterildi. Biliyorsunuz, 7 Şubat 2012’de MİT Operasyonu yaşanmış, @RTErdogan “asıl hedef benim” demişti. Daha sonra Taraf Gazetesi’nde Mehmet Baransu imzasıyla “Erdoğan’ın 2 yıl ömrü kaldı” manşeti atılmıştı. Özetle. Çok karmaşık bir hadise. Bu vaka için özel bir ekip kurulursa faydalı olur. Soruşturma gizli yürütülmeli, MİT arşivini açmalı. Eğer, ölüm şüpheliyse, anlatımlara göre birden fazla örgütün ayak izine rastlanabilir.
Doğrudur. Siyaset, sonuç alma sanatıdır. Bir yönüyle skor oyunudur. Sandıktan çıkmalısınız ki hizmet fırsatı bulabilesiniz. Bunun yegane yolu, milletle kurulan ittifaktır. Sonucu, aslında rakipler değil milletin size teveccühü belirler. O halde aslolan, milletin “gönül”transferidir.

Ortam elverişli, gazeteci dostların hayal gücü de gelişmiş, bu fotoğraf karesi üzerine hayli senaryo üretildi. Açıkça ifade edelim. Cumhurbaşkanımız @RTErdogan’ın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı @mansuryavas06’ı kabulüne dair yazılan hiçbir siyasi senaryo doğru değil. Görüşme talebi Yavaş’tan gelmiş. Randevunun zamanı Cumhurbaşkanımız tarafından belirlenmiş. Gündem tamamen Ankara’daki projelere yardım talebi. Sonuçta bir diyalog ihtiyacı var, Cumhurbaşkanımız da karşılık vermiş. Bu yakınlaşma siyasi sonuç üretir mi onu zamanla görürüz. Bana kalırsa, bir başlangıç.

Yeni Parti’yi kuranların “sokağa çıkamazlar” dediği CHP, bugün nazire yaparcasına Anıtkabir yolunu doldurdu. Sanırım, yürüyüşün gizli mesajı Yeni Parti’yeydi. Paylaşımlara bakılırsa, Kılıçdaroğlu da arkadaşları da büyük moral buldu. Bu rüzgarı fırtınaya dönüştürebilirlerse Yeni Parti havlu atabilir. Belli ki mücadele asıl şimdi başlıyor.

CHP 103. kuruluş yıldönümünü kutluyor. Aşağıdaki 👇 görseli birçok hesapta gördüm. O gecekonduda oturan, CHP bayrağını korkudan mı kapısına astı yoksa gönülden mi? İyimser yaklaşımla “gönülden” diyelim. O halde şunu soralım: CHP neden zengin semtlerin partisi, zenginlerin tercihi? CHP neden o gecekondularda, yoksul semtlerde yok? Kadıköy’e, Çankaya’ya, Karşıyaka’ya yerleşir, Altındağ’a, Esenler’e uzaktan bakarsanız halkın partisi olamazsınız. “Halk” sözcüğü, tabelada nostaljik olarak yerini alır. Siz aşağıdaki görselde teselli bulursunuz. Önce elitlerin değil halkın partisi olacaksınız.
CHP’li Necdet Saraç, Üsküdar’daki Belediye Başkan Vekilliği seçimine tepki gösterirken, tartışmaya farklı bir pencere açtı. 30’a yakın CHP’li belediye başkanı ve 300’e yakın belediye meclis üyesinin AK Parti’ye geçtiğini hatırlatarak, Özgür Özel ekibine art arda sorular yöneltti? -Bu kadar belediye başkanı ve meclis üyelerini kendi çıkarına göre kim aday gösterdi? -Beykoz, Şile, Tuzla, Çekmeköy belediye başkan ve meclis üyelerini kim belirledi? -Üsküdar’da AK Parti’ye geçen 4 belediye meclis üyesini ve oylamada kendini saklayan 2 belediye meclis üyesini kim aday gösterdi? -İdeolojik/politik duruşu önemsizleştirerek bu kişileri aday yapanlar şimdi nerede? CHP’li Saraç, bu sorulara cevabı yine kendisi verdi: “Bu sonucun sorumlularının aynı zamanda bu kararı verenler olduğunu ve bugün de Yeni Parti’de olduklarını biliyoruz.” Saraç, son olarak Özel ve arkadaşlarını özeleştiriye davet etti. Özeleştiri olur mu, sanmam. Ama mevzu derin.
Belediyeler siyasi gündemin en hararetli tartışma konuları. Ölüm, kayyım, tutukluluk, transfer ve istifa gibi sebeplerle çok sayıda belediye başkanlığı vekâletle yönetiliyor. Tartışmanın bir parçası olmak yerine çözüm önerisinde bulunmak isterim. Anayasa değişikliğiyle mahalli seçimler 2027 yılının ilk yarısında, misal Nisan/Mayıs gibi yapılsın, bu olağanüstü sürecin akıbetini milletin hakemliği tayin etsin. Tartışmayı da kavgayı da bitirecek en radikal, bir o kadar sonuç alıcı çözüm olur kanaatindeyim. Demokratik rejimlerde siyasi stres arttığında sandık, ferahlatır.
Kaşif Kozinoğlu dosyasının yeniden açılmasını, “Hakan Fidan’ın itibarsızlaştırılmasının aracı” olarak kullanmak, çok büyük haksızlık. Fidan, devlet ve toplumun cemaat olarak bildiği dönemde de kriminal hale geldiği dönemde de FETÖ’yle hep mücadele etmiş hep hedefte olmuştur. MİT Müsteşarı olduktan 2 yıl sonra 7 Şubat 2012 günü FETÖ operasyonuna maruz kalmış, bu eylem FETÖ’nün AK Parti iktidarına karşı ilk açık kalkışması olarak tarihe geçmiştir. Fidan, MİT Müsteşarı olduğu dönemdeki bir sohbetimizde eğer operasyon başarılı olsaydı FETÖ’nün kendini cezaevinde öldürmeyi planladığını söyledi. O nedenle Fidan’ın canına kastetmiş bir örgütle ilişkilendirilmesi iyi niyetli bir yaklaşım olamaz.

Vanlı Kara Haydar, emniyet ve savcılıkta şaşalı hayatını anlatırken herkes şaştı kaldı. Güya hava attıkları o altınlar, kiralıkmış. Kuyumcu Veysi Kahvecioğlu’ndan aldıkları altınları düğünden sonra geri götürmüşler. Eski eşine 1 yıldır nafaka ödeyememiş. Düğünü de ödünç aldığı paralarla yapmış. Madem öyle, kime neyin havasını atıyorsun? Harcamalarıyla geliri arasındaki uyumsuzluğu ise yeni eşi Çağla Öz’ün geliriyle izah etmiş. Çağla Öz sosyal medya fenomeni olarak yüksek reklam geliri elde ediyormuş, onunla geçiniyorlarmış. Meğer bizim Vanlı Kara Haydar, “hanım parası” yiyormuş! Ama hakim bu numarayı yememiş, tutuklamış. Ne akla ziyan işler, neler yaşıyoruz, inanılır gibi değil.

Mehmet Fatih Tançalan. Nam-ı diğer Vanlı Kara Haydar. Lakabı da kendi de hayli havalı. Epeyi suç kaydı var, ne iş yaptığı meçhul. Gözaltına alınmış. Gelinin altında ezildiği altınlar da araştırılıyormuş. İyi olmuş. Bu tipler son yıllarda hortladı, türevlerine neredeyse her sokakta rastlar olduk. Devletin gücüyle tanıştıranlara👏
Doğum oranının azalması karşısında her parti çözüm önerilerini paylaşıyor. Hükümet de bir süre önce bazı düzenlemeler yapmıştı. Tüm bu öneri ve tedbirler dönüp dolaşıp çalışma şartlarının iyileştirilmesi, gelir desteği ve izin gibi fiziki düzenlemelere çıkıyor. Özellikle de memurlar için. Sanki sorunun kaynağı memurlarmış gibi. Yeni neslin ruh dünyasının ıskalandığını düşünüyorum. Asıl sorun, ekonomik veya çalışma şartları değil mantalitedir. Yeni nesil çocuk fikrine kapalı, çünkü kendi konforlu alanından çıkmak, sorumluluk üstlenmek istemiyor. Önce zihniyet değişimine ve duygusal dönüşüme ihtiyaç var. Buraya odaklanmak gerek. Fiziki iyileştirmeler işe yarar mı, mümkün ama etkisi çok sınırlı kalır. Benim de meseleye bakışım özetle böyle.
Aslında ne oldu? Önce iddia sahibi Murat Ağırel, sonra suçlanan Melih Gökçek, oğlu Ahmet Gökçek ve gelini Hülya Gökçek savcılığa ifade verdi. Ağırel, 5 sayfa tutan ifadesinde Melih Gökçek’in adını hiç anmadı. Oysa adliye önündeki basın açıklaması ve TV yayınında Melih Gökçek hakkında ağır ithamlarda bulunmuş, oğlu ve geliniyle ortak olduğunu iddia etmişti. Ahmet Gökçek ve eşi Hülya Gökçek, bugünkü savunmalarında 11 belge sunarak, Ağırel’in iddialarını çürütmeye çalıştılar. Nihai kararı savcılık verecek, kovuşturmaya gerek görmeyebilir veya dava açabilir. Ancak. Gökçek ailesi, Ağırel’e karşı yeni bir yargı mücadelesine hazırlanıyor. “İftira” ve “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla suç duyurusunda bulunacaklar. Ayrıca, hukuk mücadelesini Almanya’ya taşıma niyetindeler. Noter onaylı şirket sözleşmelerinin yasaya aykırı olarak temin edilmesinin suç olduğu iddiasıyla. İzleyip görelim.
Siyaset bu, her türlü sürprize açık olduğunu biliyoruz. Ancak. Ekonomideki yeni yol haritası, erken seçim ihtimalini neredeyse sıfırlamış gibi. Kişisel kanaatim, ufukta Nisan 2028 görünüyor.
Etimesgut Belediye Başkan Yardımcısı Taylan Özgüven’in uyuşturucu testi pozitif çıkmış. Daha önce Başkan Erdal Beşikçioğlu ve Yardımcısı Mutlu Kerimoğlu’nun uyuşturucu kullandıkları ortaya çıkmıştı. Bu nasıl iş anlayamadım. Yöneticiliğin yolu uyuşturucudan mı geçiyor? “Arınacağız’ diyen Kılıçdaroğlu’nun işi çok zor. Yolsuzluk, usulsüzlük, irtikap, kara para, rüşvet, bir de uyuşturucu. Kolay gelsin.
Almanya’nın Saksonya/Anhalt eyaletindeki seçimlerde “aşırı sağcı parti” olarak bilinen AfD’nin yüzde 44 oyla sürpriz yapması, Avrupa’nın gündeminde. Bu sonucun sadece Almanya değil tüm Avrupa’yı kökten etkileme riskinden söz ediliyor. Peki neden? Bu yükselişi göçmen karşıtlığına bağlayanlar var ama Saksonya eyaleti diğer eyaletlere göre göçmen sayısı fazla olan bir eyalet değil. 2.1 milyon nüfusun yaklaşık 200 bini göçmen. İlk sırada Ukraynalılar yer alıyor. Türklerin sayısı 6 bin civarında. Analistler, göçmen karşıtlığından öte hükümet politikalarına tepki olarak AfD’nin büyüdüğünü düşünüyor. Seçim öncesi yapılan ankette de hükümetten memnun olmayanların oranı yüzde 66 civarındaymış. Memnuniyetsizliğin kaynağı, artan işsizlik, sanayideki durgunluk ve pahalılık. İşin özü: Rejimler refah üretse bile adil paylaştırmıyorsa bir yerde arıza veriyor.
Rutin gündeme yeni bir pencere açalım. Bir düşünce kuruluşu, ilginç bir çalışma yapmış. Abdullah Öcalan ve Selahattin Demirtaş’ın politik gücünü karşılaştırıyor. Buna göre; Öcalan, PKK ve bileşenleri üzerinde yüksek tesir gücüne sahip. Tasfiye ve silahları bırakma sürecinin Öcalan’a rağmen başarıya ulaşmasına ihtimal verilmiyor. Ancak. Kürt seçmeni üzerinde Demirtaş’ın sempati ve tesir alanı Öcalan’a göre daha fazla. Demirtaş’ın sol seçmen üzerindeki popülaritesi de dikkate alındığında açık ara önde. Peki bu ne anlama geliyor? Çözüm süreci için Öcalan, Kürt seçmenin siyasi tercihi için Demirtaş’ın referansı daha ön plana çıkıyor. Yani. Demirtaş’ın yok sayıldığı denklemde PKK tasfiye edilse bile Öcalan’ın Kürt seçmen üzerindeki tesiri sınırlı kalabilir. İşin uzmanları ve Kürt seçmen eğilimini daha iyi bilenler ne der bilmiyorum, yukarıdaki değerlendirmeler sahadaki gözlemlerimle örtüşüyor.
Filenin Sultanları İtalya’yı 3-2 devirerek Avrupa Şampiyonu oldu. Yürekten kutluyorum. Gururlandırdınız. Emeğinize sağlık.
Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz, yeni 3 yıllık ekonomik programı açıkladı. Yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 28.4 oldu. Enflasyonun 2027’de yüzde 21’e, 2028’de yüzde 13.5’e, 2029’da yüzde 9’a indirilmesi planlanıyor. İran savaşının enflasyona olumsuz etkisi ise 7 puan. Dikkatimi çeken önemli bir ayrıntı ise kişi başına düşen milli gelirin 20 bin dolara ulaşması. Dilerim, program hedefleri tutturulur. Ancak, 2023-2026 program hedeflerindeki sapma nedeniyle ciddi bir güven sorunu olduğunu belirtmeliyim. Ayrıca, önümüzdeki seçim realitesi sapma riskini arttırabilir. Programın başarısı için sadece ekonomik planlamanın yeterli olmadığını, yeniden güven tesis edecek her alanda topyekün seferberliğe ihtiyaç olduğunu biliyoruz. En önemlisi, refahın tabana yayılması ve adil paylaşım. Kişi başına düşen milli gelir 20 bin dolara çıktığı halde toplumsal öfke dinmiyorsa, gelir dağılımında adaletsizlik var demektir. Başka bir ifadeyle; zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olduğu, orta direğin çöktüğü sonucu doğar ki hem toplumsal hem siyasal felakettir. Sistem refah üretmiyor ve adil paylaşım yoksa, vatandaşın sistemi sahiplenme motivasyonu iyice düşer. Bu hal, aynı zamanda demokratik kaygıları da arttırır. AK Parti’nin 24 yıllık iktidar serüvenine baktığımızda; oy trendiyle refahın toplumsal dağılımı ve büyüme hızı arasında paralellik olduğunu görürüz. Seçime doğru hatırlatmış olayım.
Gazeteci Mustafa Balbay, katıldığı TV100 yayınında CHP hakkında “mutlak butlan” kararı yerine “kapatma” kararı verilmesinin daha doğru olacağını söylemiş: “CHP kapatılsaydı herkes oturacak, herkes yepyeni bir yol tutacak, orada bir akıl birliği oluşacaktı.” CHP’den bir dönem vekillik yapan Balbay’ın, “Atatürk’ün emaneti” diyerek sarıp sarmaladıkları CHP’nin kapatılmasını yönetim değişikliğine yeğlemesi, koltuk hevesinin aklı nasıl esir aldığını gösteriyor. Bu açıklamayı bir iktidar mensubu yapsa ortalığı yangın yerine çevirirlerdi.