
Av.Mahmut TANAL
İstatistikler belirli aralıklarla güncellenmektedir; gün içinde gerçekleşen etkileşimler anlık olarak yansımayabilir.
Paylaşım Türü Dağılımı
İçerik Türü (Metin/Görsel/Video)
Gönderiler (196)
MADENCİ HAKKINI İSTİYOR, SENDİKACI TUTUKLANIYOR! Bağımsız Maden-İş Sendikası üyesi Doruk Madencilik ve Eti Gümüş işçileri, aylardır ödenmeyen ücretleri, kıdem tazminatları ve diğer işçilik alacakları için 17 gündür direniyor. Madenciler sadaka istemiyor. Alın terlerinin karşılığını istiyor. Ancak bugün ortaya çıkan tablo vicdanları yaralıyor: Madencinin parasını ödemeyen patron serbest, madencinin hakkını savunan Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır ile Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu tutuklu! Soruyorum: Madencinin ücretini ödememek suç değil mi? İşçinin tazminatını vermemek suç değil mi? Madencinin hakkını savunmak mı suç? Yer altında canını ortaya koyarak çalışan madencinin alın terinden daha kutsal hangi sermaye olabilir? Devletin görevi patronun karşısında işçiyi yalnız bırakmak değil, emeğin hakkını ve hukuku korumaktır. Bağımsız Maden-İş’in mücadelesi yalnızca birkaç sendikacının mücadelesi değildir. Bu mücadele; evine ekmek götürmeye çalışan madencinin, işçinin ve emeğiyle yaşayan milyonların mücadelesidir. Madenciyi susturamazsınız. Emeği tutuklayamazsınız. Alın terini yok sayamazsınız. Gökay Çakır ve Başaran Aksu özgürlüklerine kavuşmalı; madencilerin bütün ücret ve tazminat alacakları derhal ödenmelidir. Safımız madencinin, emeğin ve alın terinin yanıdır. #MadenciMutlakaKazanacak

Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, bu hafta Kocaeli ve Kayseri'de! 🗓️28 Ağustos Cuma 📍Kocaeli 🗓️29 Ağustos Cumartesi 📍Kayseri https://t.co/q4zqT6UvHq
ŞANLIURFA’DA BU DEFA İDDİA ÇOK DAHA VAHİM: KARKEÇİ’DE ELEKTRİĞİ DEVLET Mİ KESTİ? Karakeçi bölgesinden tarafımıza ulaşan bilgiler son derece ciddi. İddiaya göre, bölgede DEDAŞ’a ait dağıtım kök merkezinden değil, TEİAŞ’a ait trafo merkezinden bölgenin elektriği tamamen kesildi. Üstelik bu işlemin, TEİAŞ görevlileri tarafından ve Valilikçe görevlendirilen kolluk kuvvetlerinin güvenlik tedbiri altında gerçekleştirildiği belirtiliyor. Eğer bu bilgiler doğruysa mesele artık sıradan bir elektrik kesintisi değildir. Bu, kamu gücü kullanılarak bütün bir tarım bölgesinin elektriksiz bırakılması iddiasıdır. Şanlıurfa’da sıcaklıkların 45 dereceyi bulduğu, tarımsal sulamanın elektrikle çalışan kuyulara bağlı olduğu bir dönemde elektriği topluca kesmek; çiftçinin kuyusunu durdurmak, sulamayı durdurmak, ürünü tarlada kurutmak, hayvancılığı ve kırsal yaşamı tehlikeye atmak demektir. Elektrik bir cezalandırma aracı değildir. 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’na göre TEİAŞ iletim sisteminden, dağıtım şirketi ise kendi bölgesindeki dağıtım faaliyetinden sorumludur. TEİAŞ’a ait bir merkezden bütün bölgenin enerjisinin kesilmesi söz konusuysa; Kesintinin hukuki dayanağı nedir? Teknik gerekçesi nedir? Hangi makamın yazılı kararı vardır? Kaç köy ve kaç tarımsal sulama tesisi etkilenmiştir? Kesinti neden daha sınırlı ve ölçülü bir yöntemle yapılmamıştır? Ürünleri kuruyan çiftçinin zararını kim karşılayacaktır? Bunların tamamı derhâl açıklanmalıdır. Anayasa’nın 45. maddesi devlete çiftçiyi ve tarımsal üretimi koruma görevi vermektedir. Devletin görevi çiftçinin üretimini kolaylaştırmaktır; elektriğini keserek ekinini kurutmak değildir. Ayrıca Anayasa’nın 125. maddesi açıktır: İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Dolayısıyla hukuka aykırı veya ölçüsüz bir idari işlem nedeniyle çiftçinin ürünü kurursa, sulama yapılamazsa ve ekonomik zarar meydana gelirse bunun hukuki ve mali sorumluluğu doğar. Şunu da açıkça ifade ediyorum: Bir idari işlemin kolluk kuvvetlerinin güvenliği altında yapılması, o işlemi kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez. Kolluğun görevi hukuku korumaktır; çiftçiyi elektriksiz bırakmanın aracı olmak değildir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına, TEİAŞ’a, EPDK’ya ve Şanlıurfa Valiliğine çağrımdır: Karakeçi’deki kesintinin gerekçesini ve kararını kamuoyuna açıklayın. Zorunlu ve somut bir teknik ya da güvenlik gerekçesi yoksa elektriği derhâl verin. Kuruyan veya zarar gören ürünleri tespit edin. Çiftçinin uğradığı zararı karşılayın. Şanlıurfa çiftçisi sahipsiz değildir. Özel şirket eliyle de olsa, kamu kurumu eliyle de olsa; çiftçinin elektriğini kesip ürününü tarlada kurutan her uygulamanın karşısında olacağız. Devlet çiftçisinin elektriğini kesmez; üretimin önünü açar. Şanlıurfa üretmek istiyor. Gölge etmeyin, elektriğini verin!
Biz bu çürümüş düzeni değiştireceğiz.

Birlikte kurduk, birlikte büyüyeceğiz! İktidar yolunda gücümüze güç katan 503 bin 27 üyemizle büyümeye devam ediyoruz. Gelin, üye olun, söz ve karar sahibi olun! Üyelik için: https://t.co/yNQZrlxfxZ https://t.co/6CBPO04RzO

26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, milletimizin bağımsızlığından asla vazgeçmeyeceğinin tarihe kazınmış iradesidir. Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve bağımsızlığımız uğruna mücadele eden tüm kahramanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle anıyorum. Büyük Taarruz’un 104. yıl dönümü kutlu olsun.

Malazgirt Zaferi’nin 955. yıl dönümü kutlu olsun. Sultan Alparslan’ı ve Anadolu’yu vatan kılan tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. https://t.co/YYKAbcIkXw
OSMAN KAVALA SERBEST BIRAKILMALIDIR. AİHM Büyük Dairesi bugün Osman Kavala hakkında çok ağır bir karar verdi: Türkiye’nin özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. maddeyi ve devletin hakları amacı dışında, kötüye kullanmasını yasaklayan 18. maddeyi ihlal ettiğine hükmetti. Mahkeme ayrıca Kavala’nın mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılması gerektiğini açıkça belirtti. madde sıradan bir ihlal değildir. AİHM’in kendi içtihat rehberine göre bu madde, devlet gücünün kötüye kullanılmasını yasaklar ve ihlal tespiti son derece istisnaidir. 2019’da “serbest bırakın” denildi. 2022’de Türkiye’nin bu karara uymadığı tespit edildi. 2026’da Büyük Daire bir kez daha hukuka aykırılığı ortaya koydu. AİHM kararları tavsiye değildir. AİHS’nin 46. maddesi gereğince Türkiye açısından bağlayıcıdır. Hukuk devleti olmak, hoşumuza giden kararlara değil, bağlayıcı yargı kararlarının tamamına uymaktır. Osman Kavala serbest bırakılmalıdır. Mesele bir kişinin adı değil; hukuk devletinin, yargı bağımsızlığının ve Türkiye’nin uluslararası hukuk yükümlülüklerinin korunmasıdır.

Gelecek sizin, karar sizin! 26 Ağustos’a kadar üye olun; yarının iktidarında söz sahibi olun! https://t.co/yNQZrlxfxZ #Yenibaşlangıç https://t.co/73xnFGYh3t

Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanımız Candan Yüceer ile Süleymanpaşa, Şarköy, Çorlu ve Malkara Belediye Başkanlarımızı YENİ PARTİ çatısı altında görmekten büyük bir mutluluk duyuyoruz. Tekirdağ’ın beş belediyesiyle aramıza kattığı güç, iktidar yolculuğumuzdaki kararlılığımızı daha da büyütüyor. Başkanlarımıza hoş geldiniz diyor, Tekirdağ’a ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Pusulamız millet, rotamız iktidar! 🇹🇷
Selçuk Bey, Geçmiş olsun dileklerimi içtenlikle iletiyorum. Şehit ailelerimizin ve gazilerimizin hak mücadelesine destek verirken maruz kaldığınız saldırıyı şiddetle kınıyorum. Milletin derdinin yanında durmak, haksızlığa karşı ses yükseltmek onurlu bir duruştur. Bu duruşun karşılığı şiddet olmamalıdır. En kısa sürede tamamen sağlığınıza kavuşmanızı diliyorum. Hak ve adalet mücadelenizde yanınızdayız. Allah sizi korusun. Selam ve saygılarımla.
Rüşvet verdim diyene ceza yok, almadım diyene ceza var.
AZİZ İHSAN AKTAŞ DAVASINDA; ÖRGÜT SUÇLAMALARI ÇÖKTÜ: ŞİMDİ HESAP VERME VAKTİ. Aylarca "örgüt" denildi, şemalar çizildi, insan itibar ve özgürlükleri hedef alındı. Mahkemenin beraat kararıyla bu kurgu tamamen çökmüştür. Ceza yargılamasının temel kuralı bellidir: Delilden sanığa gidilir. Önce hedef belirleyip ardından masa başında örgüt şeması çizmek hukuk devletiyle bağdaşmaz. Kamu gücünü kullanan hiçbir savcı veya kamu görevlisi anayasal denetimden muaf değildir. HSK, bu soruşturma sürecini ve iddianameyi bütün yönleriyle incelemeli; görevi kötüye kullananlar hakkında idari, disiplin ve hukuki süreçleri tereddütsüz işletmelidir. Kimse savcılık sıfatını bir hukuki sorumsuzluk zırhı olarak göremez. Bu dosya kapanmamıştır; masa başı kurgularla hayatları etkilenen tüm yurttaşlarımız için bu işin takipçisi olacağız. Hesabı siyaseten değil, hukuk önünde soracağız.
Aziz İhsan Aktaş’ın 99 AKP’li, 27 MHP’li, 21 kayyım belediyesi ve 132 kamu kuruluşundan ihale aldığını kendisi söylüyor. Ama yargılananlar arasında bir tek AKP’li-MHP’li belediye başkanı, bir tek kayyım vali-kaymakam, bir tek genel müdür yok. Burada sorulması gereken çok açık: Aynı kişiyle iş yapanlar neden aynı hukuki ölçüyle incelenmiyor? İhale almak tek başına suç değildir. Ama bir yerde aynı ilişki suç şüphesi sayılıyorsa, diğer yerlerde de aynı ciddiyetle araştırılmalıdır. Hukuk; partiye, makama ve siyasi kimliğe göre değişmez. Muhalefete başka, iktidara başka hukuk olmaz. Türkiye’nin ihtiyacı rövanş yargısı değil; bağımsız, tarafsız ve herkese eşit uygulanan adalettir. Kim suç işlemişse yargılansın. Ama hukuk herkese aynı uygulansın.
ÖRGÜT DEDİNİZ, TUTUKLADINIZ, İTİBARLARI HEDEF ALDINIZ; MAHKEME “ÖRGÜT YOK” DEDİ! Aylarca kamuoyuna “suç örgütü” anlatıldı. “Örgüt” denildi, operasyonlar yapıldı. “Örgüt” denildi, insanlar gözaltına alındı. “Örgüt” denildi, tutuklamalar yapıldı. “Örgüt” denildi, seçilmiş belediye başkanları ve kamu görevlileri toplum önünde peşinen suçlu ilan edildi. Şimdi mahkeme, örgüt kurma ve örgüt üyeliği suçlamaları yönünden beraat kararı veriyor. O halde soruyoruz: Madem mahkeme örgütün varlığını cezai sorumluluk bakımından kabul etmedi, Türkiye aylarca neden “örgüt” propagandasıyla meşgul edildi? Anayasa’nın 38. maddesi açıktır: Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. Anayasa’nın 19. maddesi ve AİHS’nin 5. maddesi açıktır: Tutuklama istisnadır; özgürlük esastır. CMK’nın 100. maddesi açıktır: Tutuklama için yalnızca ağır bir suçlama yetmez; somut delil, kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedeni ve ölçülülük gerekir. Tutuklama bir cezalandırma yöntemi, iddianame bir mahkûmiyet kararı, savcılık suçlaması da bir siyasi infaz aracı değildir. Elbette suç işleyen kim olursa olsun yargılansın. Kimseye ayrıcalık istemiyoruz. Ama hukuk devleti şunu da emreder: Önce insanları “örgüt üyesi” diye damgalayıp aylarca özgürlüklerinden mahrum bırakıp, siyasi ve toplumsal sonuçlar doğurduktan sonra “örgüt suçundan beraat” diyerek geçilemez. Karar henüz kesinleşmemiş olsa bile ortaya çıkan hukuki tablo son derece ağırdır. Eğer özgürlüğü kısıtlayan tedbirlerin temel dayanaklarından biri “örgüt” iddiasıysa, bugün yapılması gereken; tutuklamaların hukuki dayanağını, ölçülülüğünü, devam ettirilme gerekçelerini ve doğurduğu zararları tek tek sorgulamaktır. Çünkü hukukta amaç insanı önce cezalandırıp sonra yargılamak değildir. Yargılama sonunda beraat edebilecek insanlara, yargılama sürerken fiilen ceza çektirilemez. Şimdi hukuk adına soruyoruz: “Örgüt” diye geçirilen ayların hesabını kim verecek? Özgürlüklerinden edilen insanların hesabını kim verecek? İtibarları zedelenenlerin hesabını kim verecek? Devletin yargı gücü siyasi algı üretmek için kullanılamaz. Adalet, iktidarın ihtiyacına göre eğilip bükülemez. Hukuk herkese lazımdır.

Mevlid Kandilimiz mübarek olsun. Bu mübarek gecenin; milletimize, ülkemize ve tüm İslam âlemine huzur, kardeşlik, merhamet ve adalet getirmesini diliyor, aziz milletimizin Mevlid Kandili’ni en kalbi duygularımla tebrik ediyorum. https://t.co/ExISEgpOBE
Biz muhalefete dokunulmazlık istemiyoruz. Hukukun herkese aynı uygulanmasını istiyoruz. Muhalefet belediyesine operasyon yapıp, aynı iddialar AKP’li veya MHP’li belediye hakkında olduğunda görmezden geliyorsanız bunun adı hukuk devleti değildir. Muhalefetteyken hakkında soruşturma bulunan belediye başkanı iktidar partisine geçince dosyası kapanıyorsa, parti rozeti adaletin önüne geçmiş demektir. AKP’ye geçmek yargıdan kaçış kapısı, siyasi dokunulmazlık ve suçtan arınma merkezi olamaz. Ya hukuk herkese uygulanır ya da ortada hukuk değil, siyasi talimata göre işleyen bir düzen vardır.

Şanlıurfa’nın kız çocukları sahadan çekilmesin! Güneşin Çocukları Spor Kulübü, büyük imkânsızlıklara rağmen mücadele ederek 1. Lig’e yükseldi. Bugün ise ekonomik ve kurumsal destek bulamadığı için ligden çekilmek zorunda kalıyor. Bu yalnızca bir kulübün meselesi değildir. Kaybedilen; çocuklarımızın hayalleri, gençlerimizin umudu ve Şanlıurfa’nın geleceğidir. Anayasa devlete sporu destekleme, gençleri koruma görevi veriyor. Gençlik ve Spor Bakanlığı, Şanlıurfa Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, ilgili federasyon ve kentimizin iş dünyası derhal sorumluluk almalıdır. Başarıya ulaştığında alkışlamak yetmez; zor gününde de sahip çıkmak gerekir. Şanlıurfa’nın kız çocuklarını parasızlık yüzünden sahadan çekmeyin. Güneşin Çocukları’na sahip çıkın! @gencliksporbak @ankahabera
Bu talep hem doğru ve yerindedir. Anayasal hakkın yerine getirilmesini istemek ana sütü kadar meşru bir taleptir.

SÖZ, YETKİ, KARAR ÜYELERİN. 26 Ağustos’a kadar YENİ Parti’ye üye olan herkes, ilçe, il ve genel başkan seçimlerinde oy kullanabilecek. “Benim partim, benim kararım” diyen herkesi YENİ PARTİ’ye üye olmaya davet ediyoruz. Üye olun geleceğe ortak olun… https://t.co/Rd4FYDHW57 https://t.co/mgJV8TtKYZ