
Av.Mahmut TANAL
İstatistikler belirli aralıklarla güncellenmektedir; gün içinde gerçekleşen etkileşimler anlık olarak yansımayabilir.
Paylaşım Türü Dağılımı
İçerik Türü (Metin/Görsel/Video)
Gönderiler (196)
Büyükçekmece Belediye Başkanımız Hasan Akgün hakkındaki duruşma Çağlayan Adliyesi’nde başladı. Duruşmayı yakından takip ediyorum. Neredeyse her belediye soruşturmasında aynı kavramla karşılaşıyoruz: “suç örgütü.” Oysa belediye; Anayasa’nın 127. maddesinde düzenlenen, seçimle oluşan, kanunla görev ve yetkileri belirlenen bir kamu tüzel kişisidir. Belediye suç örgütü değildir. Elbette herhangi bir kişi hakkında somut delil varsa soruşturulur. Ancak belediyenin kurumsal yapısını peşinen “örgüt” gibi göstermeye, rutin idari ilişkileri örgütsel bağ diye nitelendirmeye hukuk izin vermez. Ceza yargılamasında esas olan etiket değil delildir. Önce “örgüt” denilip sonra suç aranmaz. Önce somut delil ortaya konulur, suçun unsurları tek tek ispatlanır. Belediye anayasal ve yasal bir kurumdur; suç örgütü değildir. Hukuk, siyasi kavramlarla değil somut delille yürütülmelidir.
Sayın Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu hakkında, yıllar önce yaptığı siyasi değerlendirmeler nedeniyle “Cumhurbaşkanı’na hakaret” soruşturması başlatılmasını doğru bulmuyorum. Hakaret başka, sert siyasi eleştiri başkadır. Siyasetçinin sözüne savcılıkla değil, siyasetle cevap verilir. Demokraside eleştiri suç değildir; yargı da siyasi tartışmaların aracı haline getirilmemelidir.
GÜNAYDINLAR… Hayırlı cumalar diliyorum.
İmamoğlu söz alarak: “Avukatım beni savunduğu için tutuklandı. Savunma yapan avukatlara baskı kurmayın, soruşturma açmayın. Bırakın avukatlar avukatlık faaliyetini yapsın.” dedi. Avukat, suç ortağı değil; savunmanın temsilcisidir. Savunmayı baskı altına almak, adil yargılanma hakkını hedef almaktır. BIRAKIN AVUKATLAR GÖREVİNİ YAPSIN. SAVUNMA SUSTURULAMAZ.
Ekrem İmamoğlu duruşmada açıkça meydan okudu: “İBB yargılamalarının CANLI YAYINLANMASINI istiyorum. Hem de misliyle!” Üstelik yalnızca bundan sonrasını değil; Bugüne kadar kayda alınan TÜM İBB DURUŞMALARININ televizyonlardan yayınlanmasını talep etti. Çünkü gerçeklerden korkmayan, şeffaflıktan kaçmaz. Madem iddialarınıza güveniyorsunuz; iddianameyi de, delilleri de, savunmaları da millet izlesin. Kapalı kapılar ardında değil, 86 milyonun gözü önünde yargılama yapılsın. MİLLET GÖRSÜN, MİLLET DİNLESİN, MİLLET KARAR VERSİN: Kim neyle suçlanıyor? Delil nerede? Savunmalar ne söylüyor? ADALET KARANLIKTAN DEĞİL, ŞEFFAFLIKTAN GÜÇ ALIR.
ÜSKÜDAR’DA SANDIK TUTUKLAMAYLA KAZANILMAZ! Halkın oyuyla seçilen belediye başkanını tutukla… Başkan vekilliği seçimini kaybet… Seçimi yeniden yaptır… Yeni seçim öncesinde oy kullanacak belediye meclis üyelerini gözaltına al… Sonra buna “demokrasi” de! Soruyorum: Seçim sandıkta mı kazanılır, gözaltı ve tutuklamalarla mı?

İBB soruşturmalarında tutuklu bulunanların ailelerinin kurduğu “Aile Dayanışma Ağı”nın X hesabına erişim engeli getirilmesi kabul edilemez. İnsanları tutuklamak yetmedi, şimdi ailelerin sesini de mi susturacaksınız? Bir hukuk devletinde ailelerin dayanışması, yaşadıkları mağduriyeti anlatması, kamuoyuna seslenmesi suç değildir. Eleştiriden, dayanışmadan, ailelerin sesinden korkan bir anlayış hukuk devleti anlayışı olamaz. Adalet susturularak sağlanmaz. Hukuk erişim engelleriyle korunmaz. Ailelerin sesi engellenemez! Bu yasakçı anlayıştan derhal vazgeçilmelidir.
DURUŞMA SALONU MAÇ YERİ DEĞİLDİR; YURTTAŞ ;SEYİRCİ” DEĞİLDİR. Seyirci; futbol, basketbol, voleybol, masa tenisi gibi müsabakalarda olur. Mahkeme salonunda seyirci olmaz. Çünkü duruşma salonu stadyum, tribün ya da gösteri alanı değildir. Burası; delillerin tartışıldığı, savunmanın yapıldığı, maddi gerçeğe ulaşılmaya çalışıldığı ve adaletin tecelli ettiği yerdir. Silivri’de “Duruşma Salonu Seyirci Girişi” ve “Seyirci Kafeteryası” ifadelerinin kullanılması hukuk diline ve yargının ciddiyetine uygun değildir. Üstelik verilen kartta doğru biçimde “İZLEYİCİ” yazmaktadır. Anayasa’nın 141. ve CMK’nın 182. maddelerinde güvence altına alınan duruşmaların aleniyeti, yurttaşın bir müsabakayı “seyretmesi” için değil, yargılamanın kamu denetimine açık olması içindir. Hâkim hakem değildir. Savcı ve avukat rakip takım değildir. Sanık oyuncu değildir. Mahkeme salonu da stadyum değildir. Burada skor tutulmaz, hak aranır. Galip belirlenmez, maddi gerçek araştırılır. Adalet Bakanlığı bu ifadeleri değiştirmelidir. Burası tribün değil; hukukun uygulandığı, maddi gerçeğin araştırıldığı ve adaletin tecelli etmesi gereken mahkeme salonudur.
Buğra Gökçe savunmasında açıkça söylüyor: “İBB’de görev yaptığım makamda daha önce görev yapan bugünün Ulaştırma Bakanı ve İller Bankası Genel Müdürü de benim imzaladığım evrakların aynısını, aynı rutin idari süreçlerde imzaladı.” Aynı makam, aynı işlem, aynı rutin imza… Ama Buğra Gökçe tutuklu, diğerleri görevlerinin başında. Hukuk kişiye, makama ve siyasi kimliğe göre değişemez. Bir işlem Buğra Gökçe yapınca suçsa, aynı işlemi yapan herkes bakımından aynı hukuk uygulanmalıdır. Biz ayrıcalık istemiyoruz. Suçta ve cezada eşitlik, yargılamada eşitlik istiyoruz. Hukukun ölçüsü kişi değil, eylemdir.
Buğra Gökçe savunmasında İBB ‘de 17 ay görev yaptım. Bunun karşılığında 18 ay cezaevinde yim dedi.
Silivri İBB duruşması saat 11.05 başladı.
AKP Şanlıurfa Milletvekili Sayın Abdulkadir Emin Önen’in kıymetli evladı Fatma Önen’in genç yaşta hayatını kaybettiğini derin bir üzüntüyle öğrendim. Evlat acısının tarifi, tesellisi yoktur. Henüz 23 yaşında hayata veda eden Fatma kardeşimize Allah’tan rahmet; başta Sayın Önen ve ailesi olmak üzere yakınlarına, sevenlerine ve tüm Önen ailesine sabır ve başsağlığı diliyorum. Acılarını yürekten paylaşıyorum. Mekânı cennet, ruhu şad olsun.

SİLİVRİ’DE HUKUK KAPIDA TESLİM ALINIYOR! İBB duruşmalarının görüldüğü salona girişte vatandaşlardan ve avukatlardan cep telefonlarını görevli personele teslim etmeleri isteniyor. Cep telefonu kişisel eşya olmanın ötesinde; özel hayatın, haberleşmenin ve kişisel verilerin bulunduğu dijital bir alandır. Bir telefona zorla el konulacaksa bunun hukuki dayanağı olmak zorundadır. CMK’nın 127. maddesindeki elkoyma usulü yok sayılamaz; Anayasa’nın özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyetine ilişkin güvenceleri bir tabela ile ortadan kaldırılamaz. Mahkeme salonunda görüntü veya ses kaydının yasaklanması başka şeydir; insanın telefonunu kapıda teslim etmeye zorlanması başka şeydir. Soruyorum: Hangi kanun maddesine dayanıyorsunuz? Hangi hâkim kararını uyguluyorsunuz? Telefonların teslim alınmasına ilişkin yazılı karar nerede? Hukuki dayanağı ve usulüne uygun karar gösterilmeden insanların telefonlarının teslim alınması kabul edilemez. Adliye kapısından içeri girerken Anayasa da CMK da kapının dışında bırakılamaz. Mahkeme hukukun uygulandığı yerdir; hukukun askıya alındığı yer değil!
HUKUK PARTİYE GÖRE Mİ UYGULANIYOR? Melih Gökçek hakkında bu kadar ciddi iddia, bu kadar şikâyet ve suç duyurusu varken soruyoruz: İBB’ye uygulanan hukuk neden Melih Gökçek’e uygulanmıyor? Melih Gökçek’e uygulanan hukuk neden İBB’ye uygulanmıyor? İBB yöneticileri için sabah operasyonları, gözaltılar, tutuklamalar… Peki aynı hukuk, iktidara yakın isimler söz konusu olduğunda neden aynı hız ve sertlikle işlemiyor? Biz kimseyi peşinen suçlu ilan etmiyoruz. Tam tersine söylediğimiz çok açık: Suç şüphesi varsa kim olursa olsun aynı usulle soruşturulsun. Delil varsa kim olursa olsun aynı hukuk uygulansın. Anayasa’nın 10’uncu maddesi açıktır: Herkes kanun önünde eşittir. TCK’nın 3’üncü maddesi de ceza kanununun uygulanmasında kişiler arasında siyasi düşünce nedeniyle ayrım yapılamayacağını emreder. O halde ölçü parti değil, hukuk olmalıdır. Muhalefete başka, iktidara başka hukuk olmaz. Kişiye göre savcı, partiye göre ceza muhakemesi olmaz. Hukuk siyasi kimliğe göre değişiyorsa bunun adı adalet değil, çifte standarttır. Biz ayrıcalık istemiyoruz. EŞİT HUKUK İSTİYORUZ.
ŞANLIURFA HİLVAN CEZAEVİ’NDE SU KESİNTİSİ İDDİASI KABUL EDİLEMEZ. Tarafımıza ulaşan bilgilere göre Şanlıurfa ili Hilvan Cezaevi’nde yaklaşık 15 gündür ciddi su sıkıntısı yaşanıyor. Cezaevi personeli ile tutuklu ve hükümlüler temel ihtiyaçlarını dahi karşılamakta zorlanıyor. Daha vahimi, cezaevinin su kaynağının TEKNOFEST hazırlıkları kapsamında Şanlıurfa Havalimanı’na yönlendirildiği iddiasıdır. Etkinlik yapılacak diye insanların içme, temizlik ve hijyen hakkı ellerinden alınamaz. Adalet Bakanlığı, Şanlıurfa Valiliği ve ilgili kurumlar derhal açıklama yapmalı; Hilvan Cezaevi’nin kesintisiz su ihtiyacı hemen karşılanmalıdır. Gösteriş için su bulunuyor, cezaevindeki insanlara su bulunamıyorsa burada ciddi bir yönetim sorunu vardır.

Gücümüzü milletimizden, inancımızı ortak geleceğimizden alıyoruz. İktidar yolculuğumuzda omuz omuza yürüdüğümüz 600 bin üyemize ve 252 belediyemize yürekten teşekkür ederiz. Birlikte kurduk, birlikte büyüyecek, hep birlikte kazanacağız! Üyelik için: https://t.co/yNQZrlxfxZ https://t.co/bOwWR2Ei7d

ŞANLIURFA’YA VE YENİ PARTİ’MİZE HAYIRLI OLSUN! Yeni Parti Genel Merkezimiz tarafından Şanlıurfa Kurucu İl Başkanı olarak Eczacı Bozan Sürücü’nün görevlendirilmesini memnuniyetle karşılıyor, kendisine yeni görevinde başarılar diliyoruz. Şanlıurfa İl Başkanlığı için 17 değerli adayımızın başvuruda bulunması, şehrimizde Yeni Parti’ye gösterilen yoğun ilginin ve teveccühün en güçlü göstergesidir. Başvuru yapan tüm adaylarımıza teşekkür ediyoruz. Her biri birbirinden kıymetli olan adaylarımız arasında herhangi bir üstünlük ya da değersizlik söz konusu değildir. Bu süreçte ortaya konulan emek, samimiyet ve katkı, partimizin Şanlıurfa’daki gücünü ve geleceğe dair umudunu artırmıştır. Genel Merkezimizin değerlendirmesi sonucunda Kurucu İl Başkanlığı görevine Eczacı Bozan Sürücü’nün görevlendirilmesi, diğer adaylarımızın değerini ve katkısını hiçbir şekilde azaltmamaktadır. Aksine, bundan sonraki süreçte tüm yol arkadaşlarımızın bilgi, birikim ve tecrübelerinden yararlanarak Şanlıurfa teşkilatımızı hep birlikte büyüteceğimize inanıyoruz. Şanlıurfa; tarihiyle, kültürüyle, inancıyla, bereketli topraklarıyla ve güçlü insanlarıyla Türkiye’nin en değerli şehirlerinden biridir. Bu kadim şehrin sesi, beklentileri ve geleceğe dair umutları bizim için son derece önemlidir. Yeni Parti olarak Şanlıurfa’nın sorunlarını bilen, hemşehrilerimizin taleplerini dinleyen ve çözüm üretmeyi görev kabul eden bir anlayışla yola çıkıyoruz. Eczacı Bozan Sürücü’nün bilgi birikimi, mesleki tecrübesi, toplumla kurduğu güçlü bağ ve Şanlıurfa’ya duyduğu sevgiyle partimizi en iyi şekilde temsil edeceğine inanıyoruz. Kendisiyle birlikte tüm adaylarımızın ve teşkilat mensuplarımızın katkılarıyla Şanlıurfa’da güçlü bir teşkilatlanma oluşturacak, vatandaşlarımızla gönül köprüleri kuracak ve şehrimizin hak ettiği hizmetlere kavuşması için kararlılıkla çalışacağız. Bizim siyaset anlayışımız; ayrıştıran değil birleştiren, ötekileştiren değil kucaklayan, sadece konuşan değil çözüm üreten bir anlayıştır. Şanlıurfa’nın gençlerinin umutlarını büyütmek, kadınlarının emeğini desteklemek, esnafının ve çiftçisinin yükünü hafifletmek, şehrimizin eğitimden sağlığa, istihdamdan tarıma kadar tüm alanlarda daha güçlü bir geleceğe ulaşmasını sağlamak için hep birlikte mücadele edeceğiz. Bu vesileyle Kurucu İl Başkanımız Sayın Eczacı Bozan Sürücü’yü tebrik ediyor, görevinde başarılar diliyoruz. Başvuru sürecinde emeği ve katkısı bulunan 17 değerli adayımıza da teşekkür ediyor, her birini Yeni Parti ailesinin önemli bir değeri olarak gördüğümüzü ifade ediyoruz. Şanlıurfa’mıza, Yeni Parti’mize ve aziz milletimize hayırlı olsun!

Basın dünyamızın değerli ismi, emeğin, özgürlüğün ve halkın haber alma hakkının yılmaz savunucusu Şükran Soner’i kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyorum. Gazetecilik yaşamı boyunca kalemini emekten, demokrasiden ve özgürlüklerden yana kullandı; geride onurlu bir mücadele ve saygın bir meslek mirası bıraktı. Şükran Soner’e Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, basın camiasına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Işıklar içinde uyusun.

Kişi başı gelir 20 bin dolara yaklaştı diye övünüyorlar; aynı gün İstanbul’da perakende fiyat artışı yüzde 35’e dayanıyor. Bir tarafta kâğıt üzerinde büyüyen dolar hesabı, diğer tarafta pazarda, kirada, faturada eriyen vatandaşın geliri var. Mesele kişi başına düşen rakam değil, o gelirin kimin cebine düştüğüdür. Emekli, işçi, memur ve esnaf her gün daha pahalıya yaşıyorsa; “milli gelir arttı” sözü vatandaşa refah değil, istatistik anlatmaktır. 20 bin dolarlık gelir manşeti var; vatandaşın cebinde ise yüzde 35’lik hayat pahalılığı var. Rakamlar büyüyor, millet fakirleşiyor. İşte iktidarın ekonomi tablosu budur.
@arasahmetmugla Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun.Aileye ve sevenlerine sabırlar diliyorum.