
Av.Mahmut TANAL
İstatistikler belirli aralıklarla güncellenmektedir; gün içinde gerçekleşen etkileşimler anlık olarak yansımayabilir.
Paylaşım Türü Dağılımı
İçerik Türü (Metin/Görsel/Video)
Gönderiler (196)
@Mehmet_1cn Merak etmeyin gereğini yapacağım

Şanlıurfa’daki AKP’li siyasetçilere açıkça soruyorum: Neredesiniz? Neden susuyorsunuz? 4 Eylül 2026 tarihli Cumhurbaşkanı Kararıyla, Haliliye Karşıyaka’da, Şehir Hastanesinin hemen karşısındaki DSİ’ye ait yaklaşık 20 parsel özelleştirme kapsamına alındı. Bursa’da aynı kararların sonuçları tartışılırken AKP’li siyasetçiler çıkıp kendi şehirleri adına açıklama yapıyor, güvence istiyor. Peki Şanlıurfa’nın AKP’li milletvekilleri, belediye başkanları ve parti yöneticileri nerede? Şanlıurfa’nın yaklaşık 400 dönümlük kamu alanı söz konusu olduğunda neden kamuoyunun karşısına çıkıp tek kelime etmiyorsunuz? Cumhurbaşkanına; “Bu alan neden özelleştiriliyor?” diye sordunuz mu? “Şanlıurfa’nın yeşil alan ve sosyal donatı ihtiyacı hesaplandı mı?” dediniz mi? “Deprem ve afet açısından bu alanın değeri araştırıldı mı?” diye sordunuz mu? “Şehir Hastanesinin gelecekteki ulaşım, otopark ve sağlık lojistiği ihtiyacı ne olacak?” dediniz mi? “Fizibilite raporu, kentsel etki analizi, bilimsel ve akademik çalışma nerede?” diye hesap sordunuz mu? Şanlıurfa’yı temsil etmek sadece seçim zamanı meydana çıkmak değildir. Şehrin malına, toprağına ve geleceğine sahip çıkmak da siyasi temsilin görevidir. Kimse sizden Cumhurbaşkanı Kararını sorgulamadan alkışlamanızı beklemiyor. Şanlıurfa sizi bunun için seçmedi. Şanlıurfa adına çıkın ve açıkça söyleyin: Bu 400 dönümlük alanın geleceği nedir? Ne yapılacak? Kim yararlanacak? Elde edilecek gelir nereye gidecek? Şanlıurfa bundan ne kazanacak? Kamu yararı nerede? Şanlıurfa’nın hakkını Ankara’da savunmayacaksanız, milletvekilliğinin ve siyasi temsilin anlamı nedir? Bu mesele parti meselesi değil, Şanlıurfa’nın geleceğidir. Şanlıurfa’nın kamu malı sahipsiz değildir. Şanlıurfa’nın hakkını korumak, hangi partiden olursa olsun bu şehri temsil eden herkesin görevidir. Susmayın. Saklanmayın. Şanlıurfalıların karşısına çıkın ve bu kararın hesabını, gerekçesini ve kamu yararını açıklayın.
Şanlıurfa Eyyübiye’de, Asya Mahallesi 5146. Sokak’ta, okul yolunun üzerinde bulunan elektrik panosu kapağı olmadan açıkta duruyor. Çocuklar her gün bu tehlikenin yanından geçiyor. Vatandaşlar yaklaşık 5 aydır şikâyet ettiklerini söylüyor. Daha ne bekleniyor? Anayasa yaşam hakkını güvence altına alır. Elektrik hizmeti de güvenli verilmek zorundadır. DEDAŞ’ı, EPDK’yı, Enerji Bakanlığı’nı ve Şanlıurfa Valiliği’ni göreve çağırıyorum. Bu pano derhal güvenli hale getirilsin. Facia yaşanmadan önlem alınsın. @TCEnerji @UrfaValiligi
URFA’MIZIN BAĞLARINA BAHAR GELİYOR! Karaköprü’den Eyyübiye’ye, Akçakale’den Ceylanpınar’a Şanlıurfa’nın dört bir yanında umut büyüyor. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in öncülüğünde; adalet, dayanışma ve kardeşlik için çalışıyoruz. Kederi geride bırakacak, umudu büyütecek, baharı hep birlikte getireceğiz.
Trakya’dan Karadeniz’e, Akdeniz’den Anadolu’ya Yeni Parti umudu dalga dalga büyüyor. Kırklareli’nde gördüğümüz ilgi ve coşku bize bir kez daha gösterdi: Millet değişim istiyor, adalet istiyor, geçim derdine çözüm istiyor. Biz bu ülkenin her köşesinde halkımızla birlikte yürüyeceğiz. Güneşin zaptı yakın! Türkiye’nin yeni umudu büyüyor. 📍Kırklareli
Filenin Sultanları yine tarih yazıyor! 🇹🇷 A Milli Kadın Voleybol Takımımız, Avrupa Şampiyonası yarı finalinde Sırbistan’ı 3-0 mağlup ederek finale yükseldi. Sahada mücadele, disiplin, inanç ve ay-yıldızlı formaya yakışan büyük bir gurur vardı. Şimdi sıra finalde, sıra kupada. Başta sporcularımız olmak üzere teknik ekibimizi ve emeği geçen herkesi yürekten kutluyorum. Finalde yolunuz açık, kupanız Türkiye’nin olsun. Haydi Filenin Sultanları.

MÜFLİS TÜCCAR GİBİ MİLLETİN VARLIKLARINI ELDEN ÇIKARIYORLAR! İktidarın önünde seçim var, ekonomi ağır bir kriz içinde, bütçe açık veriyor. Şimdi de milletin vergileriyle yapılmış köprülerin, otoyolların ve çevre yollarının 30 yıllık işletme gelirlerini özelleştirme kapsamına alıyorlar. Biz buradan çok açık soruyoruz: Seçim öncesi kaynak mı aranıyor? Bu özelleştirmelerden elde edilecek milyarlar seçim ekonomisini finanse etmek için mi kullanılacak? Bugünün bütçe açığını kapatmak uğruna milletin 30 yıllık gelirini neden devrediyorsunuz? Bu tablo, kasasında para kalmamış müflis tüccarın, giderayak dükkândaki malları birer birer satmasına benziyor. Önce fabrikalar… Sonra limanlar… Sonra kamu arazileri… Şimdi sıra milletin yoluna, köprüsüne, otoyoluna geldi. Ama unutmayın: Bunlar iktidarın malı değildir. Bunlar milletin malıdır. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü de milletindir. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü de milletindir. Gaziantep-Şanlıurfa Otoyolu da milletindir. Türkiye’nin dört bir yanındaki bu yolların yapımında işçinin, çiftçinin, esnafın, emeklinin ödediği vergiler vardır. Şimdi millet bir kez daha para ödeyecek; fakat geliri 30 yıl boyunca özel işletmecilere bırakılabilecek. Buna itiraz ediyoruz. Çünkü burada yalnızca bugünün gelirini değil, çocuklarımızın ve torunlarımızın 30 yıllık kamu gelirini konuşuyoruz. Yeni Parti olarak iktidara geldiğimizde bu özelleştirme işlemlerinin tamamını tek tek inceleteceğiz. Değerleme raporlarına bakacağız. İhale şartnamelerini inceleyeceğiz. Şirketlere verilen taahhütleri, garantileri, geçiş ücretlerinin nasıl belirlendiğini ve kamuya gerçek maliyetini araştıracağız. Hukuka aykırı olan, kamu zararına yol açan, rekabet ve şeffaflık ilkelerini ihlal eden bütün işlemler hakkında yargı yoluna gideceğiz; hukukun verdiği bütün imkânları kullanarak bunları iptal ettireceğiz. Milletin aleyhine kurulmuş sözleşmeler varsa yeniden ele alacağız. Kamu yararını esas alacağız. Bu stratejik ulaşım altyapısını yeniden güçlü bir kamusal işletme sistemi altında bütünleştireceğiz. Çünkü devlet, seçim yaklaşınca kasaya para koymak için gelecek 30 yılın gelirini satamaz. Bugünün siyasi hesabını, gelecek nesillerin sırtına yükleyemezsiniz. Açık söylüyoruz: Milletin malını giderayak elden çıkarmaya kalkmayın. 30 yıllık gelirleri bugünden tüketmeyin. Seçim ekonomisinin faturasını çocuklarımıza bırakmayın. Biz geldiğimizde milletin hakkını kuruşuna kadar arayacağız. Satılanı, devredileni, verilen garantiyi, yapılan ihaleyi tek tek inceleyeceğiz. Hukuka ve kamu yararına aykırı ne varsa hesabını soracağız. Çünkü bizim anlayışımızda devletin malı yoktur. Milletin malı vardır. Ve milletin malı, millet adına korunur. @halktvcomtr @szctelevizyonu @BirGun_TV @tele2haber @TvCumhuriyet @evrenselgzt
Eskiden mafyavari ihale yöntemlerinden bahsedilirdi. Bir ihaleye rakibiniz girecek. Rakibinizin ihaleye girmesini istemiyorsunuz. İhale sabahı adamı bir yere götürüyorsunuz. Telefonunu elinden alıyorsunuz. Kapıyı kapatıyorsunuz. İhale saatinin geçmesini bekliyorsunuz. İhale yapılıyor. Sonra kapıyı açıyorsunuz. Ve diyorsunuz ki: “Senin ihaleye girme hakkını kaldırmadım.” Doğrudur. Kâğıt üzerinde kaldırmadınız. Ama adamın hakkını kullanacağı anda onu orada bulunamaz hâle getirdiniz. Ben kimseye “mafya” demiyorum. Ben yöntemin sonuç bakımından yarattığı benzerliği anlatıyorum. Bir belediye meclis üyesine: “Sen hâlâ meclis üyesisin.” “Senin oy hakkın devam ediyor.” deyip tam başkanvekili seçiminin yapılacağı sırada onu toplantıya katılamaz durumda bırakırsanız, hukuk size şu soruyu sorar: Bu hak gerçekten var mı, yoksa sadece kâğıt üzerinde mi var?
soL Haber’in X hesabının üçüncü kez erişime engellenmesi, basın özgürlüğüne yönelik sıradan bir müdahale değil; halkın haber alma hakkını sistematik biçimde daraltan bir sansür uygulamasıdır. Kamu adına soru sormak, araştırmak, belgelemek, eleştirmek ve gerçeği halka ulaştırmak ne zamandan beri “milli güvenlik” tehdidi oldu? Asıl kamu düzenini bozan gazetecilik değil; hukuku eleştiriyi susturmanın aracına dönüştüren anlayıştır. Anayasa’nın 26. maddesi ifade özgürlüğünü, 28. maddesi basın özgürlüğünü güvence altına alıyor. 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi ise iktidarın hoşuna gitmeyen her haberi susturmanın torba gerekçesi haline getirilemez. Bir haber hesabını kapatırsınız, yenisi açılır. Onu da kapatırsınız, bir başkası açılır. Çünkü gerçeğe erişim engeli konulamaz. soL Haber yalnız değildir. Gazetecilik suç değildir. Haber yapmak kamu düzenini bozmaz; sansür hukuk düzenini bozar. İktidar bilmelidir: Ekranı karartarak gerçeği karartamazsınız. Basını susturarak milletin gözünü, kulağını, vicdanını susturamazsınız. Bu sansür düzeni mutlaka değişecek.
AKP’nin Türkiye’ye ve Şanlıurfa’ya dayattığı düzen budur: rüşvetin, iltimasın, torpilin, liyakatsizliğin; eş, dost ve akraba kayırmacılığının düzeni. Biz bu çürümüş düzeni mutlaka değiştireceğiz. Yeni Parti iktidarında kamuya işe girişte kişinin yakınına, siyasi bağlantısına, parasına değil; bilgisine, emeğine, liyakatine ve ehliyetine bakılacak. İş, hak edene; görev, ehline verilecek. Şanlıurfa’nın gençleri iş bulmak için kapı kapı dolaşmak, aracı aramak, torpil peşinde koşmak zorunda kalmayacak. Şanlıurfa’da da Türkiye’de de temiz, adil ve liyakatli bir düzen kuracağız. Bu düzeni değiştirmek için özellikle Şanlıurfalı hemşehrilerimizin desteğini istiyoruz. Torpilin değil liyakatin, ayrıcalığın değil adaletin iktidarını Yeni Parti ile birlikte kuracağız.
AKP’nin Türkiye’ye ve Şanlıurfa’ya dayattığı düzen budur: rüşvetin, iltimasın, torpilin, liyakatsizliğin; eş, dost ve akraba kayırmacılığının düzeni. Biz bu çürümüş düzeni mutlaka değiştireceğiz. Yeni Parti iktidarında kamuya işe girişte kişinin yakınına, siyasi bağlantısına, parasına değil; bilgisine, emeğine, liyakatine ve ehliyetine bakılacak. İş, hak edene; görev, ehline verilecek. Şanlıurfa’nın gençleri iş bulmak için kapı kapı dolaşmak, aracı aramak, torpil peşinde koşmak zorunda kalmayacak. Şanlıurfa’da da Türkiye’de de temiz, adil ve liyakatli bir düzen kuracağız. Bu düzeni değiştirmek için özellikle Şanlıurfalı hemşehrilerimizin desteğini istiyoruz. Torpilin değil liyakatin, ayrıcalığın değil adaletin iktidarını Yeni Parti ile birlikte kuracağız.

ŞANLIURFA / HALİLİYE / KARŞIYAKA MAHALLESİ / PANO SOKAK Bu görüntü sıradan bir bakım eksikliği değildir; açık bir can güvenliği tehdididir. Sokak ortasındaki elektrik panosunun kapağı kırık, elektrik aksamı erişilebilir durumda. Bir çocuğun merak edip elini uzatması, bir vatandaşın fark etmeden temas etmesi, yağmur veya suyun panoya ulaşması hâlinde elektrik çarpması, kısa devre, yangın ve ölümle sonuçlanabilecek bir facia yaşanabilir. Sonra kimse çıkıp “kaza oldu” demesin. Tehlike bugün görülüyor, adres bugün biliniyor, yetkililer bugün uyarılıyor. Elektrik dağıtımı özelleştirildi diye şirketin yatırım, bakım ve güvenlik yükümlülüğü ortadan kalkmaz; devletin denetim sorumluluğu da sona ermez. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile EPDK’ya açık çağrımdır: Şanlıurfa’daki dağıtım şirketini ciddi biçimde denetleyin. Yapılması gereken yatırımlar yapılıyor mu? Panoların bakım ve kontrolleri gerçekleştiriliyor mu? Vatandaşın can güvenliği için ayrılması gereken kaynak gerçekten sahaya harcanıyor mu? Bunların hesabını sorun. Vatandaş elektrik faturasını eksiksiz ödüyorsa, şirket de yatırımını ve bakımını eksiksiz yapmak zorundadır. Devlet de bunu denetlemek zorundadır. Karşıyaka Mahallesi Pano Sokak’taki bu pano derhal kapatılmalı, güvenli hale getirilmeli ve tesisat kontrol edilmelidir. Bir çocuğun ya da vatandaşımızın hayatını kaybetmesini mi bekliyorsunuz? Facia geliyorum diyor. Tehlike belli, adres belli, sorumlular belli. Gereğini hemen yapın. @TCEnerji
Gazeteci Oya Lale Özan Arslan’ın tutuklanması, basın özgürlüğüne vurulmuş ağır bir darbedir. Gazeteciyi susturmak için tutuklama kullanılıyorsa orada hukuk değil, korku siyaseti vardır. Soru sormak suç değildir. Eleştirmek suç değildir. Haber yapmak suç değildir. İktidarın hoşuna gitmeyen sözleri söylemek hiç suç değildir. Tutuklama, peşin ceza değildir. Muhalif sesi kısmak için kullanılan bir sopa hiç değildir. Anayasa’nın 26. ve 28. maddeleri kâğıt üzerinde süs olsun diye yazılmadı. İfade ve basın özgürlüğünü korumak için vardır. Gazeteciyi cezaevine koyarak gerçeği hapsedemezsiniz. Haberi susturarak hakikati yok edemezsiniz. Bugün gazeteciye uzanan bu hukuk dışı el, yarın konuşan herkese uzanır. Oya Lale Özan Arslan derhal serbest bırakılmalıdır. GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR! BASINI SUSTURMAK DEMOKRASİ DEĞİLDİR!

Genel Başkanımız Özgür Özel, yarın Edirne ve Kırklareli’nde! https://t.co/mAblY3fuus
Genel Başkanımız Özgür Özel’in adım attığı her meydan doluyor, her buluşma mitinge dönüşüyor. Çünkü millet değişim istiyor, adalet istiyor, demokrasi istiyor. Çorlu bugün bir kez daha gösterdi: Halkın iradesinin önünde hiçbir güç duramaz. Teşekkürler Çorlu… @eczozgurozel @yenipartiyiz
@HasanKSELER1 Hasan Bey, kıymetli babanıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Rabbim acil ve kalıcı şifalar versin, en kısa zamanda sağlığına kavuşmasını nasip etsin.
HASAN AKGÜN’E BAĞIŞ SUÇ, MECLİS’E BAĞIŞ SERBEST Mİ? Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, müteahhitlerin spor kulübüne yaptığı bağışlar üzerinden suçlanıyor. Peki aynı hukuk herkese uygulanacaksa soralım: 15 Temmuz’da bombalanan TBMM’nin onarımı için müteahhit ve gayrimenkul şirketleri milyonlarca liralık katkı yaptı. “Milletin Meclisini Millet Yapar” denildi, protokol imzalandı. Şimdi ölçü nedir? Bir müteahhidin kamu kurumuyla ilişkisi varken bağış yapması tek başına suçsa, aynı ölçü Meclis için de uygulanmalıdır. Yok, bağış ve sponsorluk tek başına suç değilse, Büyükçekmece’de de sadece “para verildi” denilerek suç üretilemez. Hukuken bakılması gereken şudur: Para zorla mı alındı? Ruhsat veya iskân karşılığında mı istendi? Somut bir menfaat ilişkisi var mı? Bunu kanıtlayan kesin delil var mı? Yoksa bağıştan suç, sponsorluktan irtikap çıkarılamaz. Hukuk belediyeye göre, kişiye göre, siyasi kimliğe göre değişmez. TBMM’ye uygulanan hukuk neyse, Büyükçekmece’ye de o uygulanmalıdır. ADALETİN ÖLÇÜSÜ TEKTİR.
Belediye soruşturma ve davalarında son dönemde aynı yöntemle karşılaşıyoruz: Önce “örgüt” deniliyor, ardından belediyenin olağan idari ilişkileri, personel hiyerarşisi ve mali hareketleri bu suçlamaya göre yorumlanıyor. Oysa belediye, Anayasa ve kanunlarla kurulmuş bir kamu tüzel kişisidir. Belediye başkanıyla yöneticiler arasındaki görev ilişkisi kendiliğinden suç örgütü hiyerarşisi değildir. Aynı şekilde MASAK raporunda bir para hareketinin görülmesi de tek başına rüşvet, ihaleye fesat, suç geliri veya örgüt faaliyeti anlamına gelmez. MASAK mali hareketleri tespit ve analiz eder; ancak bir işlemin suç olup olmadığına mahkeme karar verir. Savcılık, her kişi bakımından hangi eylemin hangi suçun hangi unsurunu oluşturduğunu, kastı, menfaat ilişkisini ve para hareketiyle suç arasındaki bağı somut delillerle ortaya koymak zorundadır. Önce “örgüt” deyip sonra rutin belediye işlemlerinden suç üretilemez. Para hareketine bakıp suç varsayılamaz. Kurumsal hiyerarşi, ceza hukukundaki örgüt hiyerarşisinin yerine geçirilemez. Ceza hukukunda etiketle, kanaatle ve varsayımla mahkûmiyet olmaz. Kural nettir: Önce somut delil, sonra suçlama. Önce eylem, sonra hukuki nitelendirme. Delilden sanığa gidilir; sanıktan suç üretilmez.
Motorin 90 TL’yi geçti! Birileri hâlâ çıkıp “ekonomi uçuyor” masalları anlatıyor. Evet, uçuyor… Ama milletin cebinden para uçuyor. Esnafın kazancı uçuyor. Çiftçinin emeği uçuyor. Emeklinin, işçinin sofrasındaki ekmek küçülüyor. Akaryakıta gelen her zam; nakliyeden tarıma, gıdadan sanayiye iğneden ipliğe her ürüne yeni zam demektir. Siz “uçuyoruz” dedikçe millet daha da yoksullaşıyor. Bir depo yakıt artık lüks oldu. Bu ekonomi yönetimi değil, vatandaşa zam üstüne zam yüklemektir. YAPARSA AKP YAPAR: Motorini 90 TL’nin üzerine çıkarmayı da, milletin sofrasını küçültmeyi de!
Büyükçekmece Belediye Başkanımız Hasan Akgün hakkındaki duruşma Çağlayan Adliyesi’nde başladı. Duruşmayı yakından takip ediyorum. Neredeyse her belediye soruşturmasında aynı kavramla karşılaşıyoruz: “suç örgütü.” Oysa belediye; Anayasa’nın 127. maddesinde düzenlenen, seçimle oluşan, kanunla görev ve yetkileri belirlenen bir kamu tüzel kişisidir. Belediye suç örgütü değildir. Elbette herhangi bir kişi hakkında somut delil varsa soruşturulur. Ancak belediyenin kurumsal yapısını peşinen “örgüt” gibi göstermeye, rutin idari ilişkileri örgütsel bağ diye nitelendirmeye hukuk izin vermez. Ceza yargılamasında esas olan etiket değil delildir. Önce “örgüt” denilip sonra suç aranmaz. Önce somut delil ortaya konulur, suçun unsurları tek tek ispatlanır. Belediye anayasal ve yasal bir kurumdur; suç örgütü değildir. Hukuk, siyasi kavramlarla değil somut delille yürütülmelidir.