
Uğur Dündar
İstatistikler belirli aralıklarla güncellenmektedir; gün içinde gerçekleşen etkileşimler anlık olarak yansımayabilir.
Paylaşım Türü Dağılımı
İçerik Türü (Metin/Görsel/Video)
Gönderiler (151)
Bir haber kanalında ana haber bülteni, o televizyonun omurgasıdır. Bülten iyi reyting alamazsa, gece yayınında öne geçmek de zorlaşır.
Hazine ve Maliye Bakanlığı'ndan açıklama: "Otoyollar ve köprüler satılmıyor, işletmesi devrediliyor."
Satılıyor*
Otoyollar da satıldı. Şaşırdık mı? Tabii ki hayır! İleri demokrasinin gereği bunlar!
@serkanyakin Serkan'cığım, Sağlık ve mutluluk dolu nice yaşlar dilerim.

YARGITAY BAŞKANI ÖMER KERKEZ'DEN ADLİ YIL AÇILIŞINDA ALKIŞLANACAK KONUŞMA: Yeni bir adli yıla başlarken öncelikle yargımıza uzun yıllar hizmet etmiş, emekliliğe ve onursal üyeliğe ayrılmış bütün meslektaşlarıma sağlık ve huzur diliyorum. Hakkın rahmetine kavuşmuş meslektaşlarımızı da rahmetle anıyorum. Görev başında hayatını kaybeden yargı mensuplarımızı ve adalet çalışanlarımızı minnetle yad ediyorum. İki gün önce, 30 Ağustos Zafer Bayramı'nın 104. yılını büyük bir gururla kutladık. Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Millî Mücadele'nin bütün kahramanlarını, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi şükranla anıyorum. Onların bize bıraktığı en büyük miras bağımsız bir vatandır. Bize düşen görev ise bu bağımsız vatanı adaletle yaşatmaktır. "BİR DEVLETİ GÜÇLÜ KILAN, VATANDAŞININ ADALETE DUYDUĞU GÜVENDİR." Bir devleti gerçekten güçlü kılan, vatandaşının o devletin adaletine duyduğu güvendir. İşte bu nedenle insan, tarih boyunca devlet kurarken ve yaşatırken, aslında adaleti aramıştır. Bazen bir hükümdarın kapısında, bazen bir savaş meydanında, bazen bir mahkeme salonunda, bazen de kendi vicdanında... Adalet, bugüne kadar haksızlığa uğrayanların hak arama mücadelesinde şekillenmiştir. Bugün itibarıyla adalet duygusu herkesin vicdanında tecelli etmeli; adaletin gerçekleşmesi için artık kimsenin haksızlığa uğramasına ihtiyaç duyulmamalıdır. "HAKİM, SOSYAL MEDYADAN ETKİLENMEMELİ." Adalet güçlü olanın değil, haklı olanın yanında olur. Adalet, haklı ile güçlü arasında tercih yaparken yalnızca hakkı esas alır. Tarafların haklı veya haksız olmasına karar verirken hiç kimsenin güçlü veya güçsüz olmasına bakmaz. Hâkim; hiçbir korku veya beklenti içinde olmadan kararını verir. Özellikle sosyal medyadan olumlu veya olumsuz asla etkilenmez. Sadece baktığı dosyadaki olay ve delillerle ilgilenir; dava konusundaki kendi şahsi görüş ve kanaatinden de sıyrılarak karar verir. Bu nedenle hâkimlik mesleğinin özünde aslında büyük bir yalnızlık vardır. "KARAR, GEREKÇESİYLE BİRLİKTE BİR ANLAM İFADE EDER." Hakimin bağımsızlığı ve tarafsızlığı; kendisine tanınmış önemli bir yetki olmasının yanında, aynı zamanda büyük bir sorumluluktur. Hâkim, karar verirken bu yetki ve sorumluluk dengesini çok iyi kurarak hareket etmelidir. Çünkü hâkimin bağımsızlığının ve tarafsızlığının içinde davacının da davalının da, mağdurun da sanığın da hakkı gizlidir. Daha da ötesi, toplumun güven duygusu da burada saklıdır. Hâkimin kararı gerekçeli olmalı ve gerekçesiyle ikna edici olmalıdır. Çünkü bir karar gerekçesiyle birlikte bir anlam ve bütünlük ifade eder. Hâkim, hükmünün açıklanmasını gerekçesiyle yapar; muhakemesini görünür ve denetlenebilir kılar. Hâkimin önündeki bir dosyada ilk bakışta hukuki veya cezai bir olay vardır; ancak bu dosyada belki bir çocuğun yarını veya bir ailenin geleceği vardır. Bir işçinin emeği veya bir tüketicinin alacağı vardır. Bir sanığın özgürlük beklentisi veya hakkın yerine gelmesini bekleyen bir mağdur vardır. Hukuk veya ceza dosyaları matematiksel bir problem değildir; her dosyanın arkasında gerçek bir hayat vardır. Öyleyse adaletin göz bebeği insan olmalıdır." Mahkeme salonundaki kürsünün yüksek olması, hâkimin taraflara ve dosyadaki olaya uzak olması için değildir; dava konusunun bütününü çok daha iyi görebilmesi ve tarafların halini daha iyi anlayabilmesi içindir. Hâkimin zaman yönetimini de çok iyi yapması gerekir. Hepimizin bildiği gibi, geciken adalet adalet değildir. Bazen aşırı hızlı karar vermek de adaletin tecellisine engel olabilir. Bu nedenle yargının görevi hızlı karar vermekten ziyade zamanında karar vermektir. Hâkim; doğru karar verir, gerekçeli karar verir, anlaşılır karar verir, makul sürede karar verir ve en önemlisi adil bir karar verir. "MESAFELER DARALDIKÇA ÇATIŞMA YOK OLUR" Bir başka önemli husus ise dava açılmasına ihtiyaç duyulmadan uyuşmazlıkların çözülmesi konusunda çalışmaların etkin bir şekilde yapılmasıdır. Bu anlamda arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarının daha da geliştirilmesi önem arz etmektedir. Mahkeme kararı uyuşmazlığı sona erdirir; fakat tarafların kendi iradeleriyle vardıkları adil bir çözüm, bazen uyuşmazlığın sebebini dahi ortadan kaldırabilir. Çünkü insan hayatında uyuşmazlıkların en iyi çözümü tarafların birbirini anlamasıdır. Anlamak ön yargıyı azaltır; ön yargının azaldığı yerde mesafeler daralır. Mesafeler daraldıkça çatışma yok olur, sulh mümkün hale gelir; toplumsal barış da böyle filizlenir. İçinde bulunduğumuz çağın baş döndürücü hızla gelişen alanlarından biri de bilgi teknolojileridir. Yargı bu dönüşümün dışında kalan değil, süreci etkin bir biçimde yöneten konumda olmalıdır. Memnuniyetle görüyoruz ki ülkemizde yargı; UYAP başta olmak üzere adalet hizmetlerinin dijitalleşmesinde önemli bir birikime ve uygulamaya sahiptir."
@cemaykut34 Rica ederim. Faciaya ışık tutan yazınız nedeniyle ben size çok teşekkür ederim. Sevgi ve saygılarımla,
KKTC'DEKİ FACİANIN NEDENLERİNE IŞIK TUTAN BİLGİLER... Okyanusta uzakyol vardiya zabitliği yapmış eski bir denizci olarak, Girne açıklarında Filo Jet katamaranının alabora olmasını büyük bir üzüntü ve öfkeyle takip ediyorum… Çünkü bu facia, denizcilik kurallarının çiğnendiği, göz göre göre gelen bir felakettir. "High Speed Craft" (Yüksek Hızlı Gemi) sınıfı tekneler, klasik tek gövdeli ağır gemilerden çok farklı çalışır; Suyu kolayca yaran iki ince paralel gövde sayesinde sürtünmeyi minimuma indirip 35-40 knot gibi yüksek süratlere ulaşırlar. Su Jeti (Waterjet) Sistemi ile çalıştığından Pervane veya dümenleri yoktur. Suyu dipten emip arkadan yüksek basınçla püskürterek ilerlerler. Bu teknoloji sakin denizde avantajlı olsa da fırtınalı denizde zaafiyeti büyüktür. Klasik bir gemi yalpalasa da omurgası sayesinde kendini doğrultabilir. Katamaranlar ise geniş yapıları nedeniyle kritik bir yatma açısını geçtiler mi alabora olurlar ve bir daha asla düzelemezler. Dalgalı denizde kıç taraf havaya kalktığında su jetleri hava emer (ventilasyon), itme gücü aniden biter ve gemi dalgaların kucağında kontrolsüz kalır. Bu günde bu olmuştur. Denize açılma kararı köprü üstü mantığıyla tamamen hatalıdır… KKTC de bir gün önce fırtına vardı, fırtınanın bitmesi demek denizin düzeldiği anlamına gelmez; fırtınadan kalan o sinsi ve yüksek enerjili "ölü dalgalar" (swell) devam eder, 3-3.5 metrelik bu dalgalarda hızlı bir katamaranı seyre kaldırmak felakete davetiyedir ve böyle de olmuştur, baş taraftaki kapaklar patlamış içeri su dolmuş, gemi hızla alabora olmuştur. Ancak buradaki en büyük skandal sadece kaptanın kararı değildir. Bu kaza, KKTC'deki liman denetimlerinin, gemilerin tam kontrolünün ve denize elverişlilik (seaworthiness) süreçlerinin neredeyse sıfır, yani tamamen işlevsiz olduğunu açıkça gözler önüne sermiştir. Uluslararası standartlarda titizlikle yapılması gereken sörveyler ve hava muhalefeti kontrolleri KKTC'de layığıyla uygulanmamıştır. Eğer uygulansaydı 26 yaşındaki bu yorgun jet gemisinin limandan çıkışına asla izin verilmezdi. Suçluların bir an önce adalete hesap vermesi en büyük arzumdur ama sadece gemi personelinin değil, kimin hatası varsa… Son olarak; Yüksek Denizcilik Fakültesinde öğretilen ilk şey şudur: “Deniz şakaya gelmez; kuralları hiçe sayan sisteme bedelini er ya da geç canla ödetir." Bilin istedim… (Cem Aykut)
Can kaybı maalesef 8'e çıktı.
FLAŞ...FLAŞ... Son resmi bilgi: 7 kişi maalesef hayatlarını kaybetti. 23 kişinin aranmasına devam ediliyor...
@canerzgneubp4 Teşekkürler kardeşim.
FLAŞ...FLAŞ... Batan gemiden kurtarılanların sayısı 237'ye çıktı. 23 kişinin aranmasına devam ediliyor. Dileğimiz onların da kurtarılmaları...
FLAŞ...FLAŞ... KKTC Başbakanı Ünal Üstel, 176 kişinin salimen karaya çıkarıldığını, maalesef 6 can kaybı bulunduğunu ve arama kurtarma çalışmalarının sürdüğünü açıkladı.
FLAŞ...FLAŞ... Girne açıklarında alabora olan geminin tamamen suya gömüldüğü ve kayıpların bulunduğu haberleri geliyor. Yine de hiçbir can kaybı olmamasını, herkesin kurtarılmasını diliyorum.
Ben Ankara'da yaşamıyorum ve şu anda yüzlerce kilometre uzaktayım. Hayatım boyunca göğüslerini vatan için siper eden şehitlerimizin aziz hatıralarının ve kahraman gazilerimizin yanında oldum. Bu nedenle de en onur verici ödüllerimden birini Şehit Anaları Derneği Başkanı Sn. Pakize Akbaba'dan aldım.
FLAŞ...FLAŞ... KKTC'nin Girne Limanı açıklarında 259 yolcu ve 8 mürettebatla alabora olan gemidekilerin akıbetleri konusunda Cumhurbaşkanlığıı Basın Danışmanı Tünay Mertekçi ile konuştum. Kurtarma çalışmalarının devam ettiğini, şu ana kadar bir kayıp haberi almadıkları söyledi.
@Oguzcaptain Yazı baştan sona büyük saygı ifade ediyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 30 Ağustos Zaferi'nin 104. Yıldönümü nedeniyle yaptığı Anıtkabir ziyaretinde, Atatürk'ün mozolesine ay yıldızlı çelenk bıraktıktan sonra özel deftere şunları yazdı: "Aziz Atatürk, bugün millet olarak Büyük Zafer'in 104'üncü yıl dönümünü bir kez daha gururla kutluyoruz. Milli mücadelenin dönüm noktalarından biri olan Büyük Zafer'de emeği geçen zat-ı aliniz başta olmak üzere Büyük Millet Meclisi'mizin kıymetli mensupları ile kahraman ordumuzun kahraman neferlerini şükranla yad ediyoruz. Şehit ve gazilerimizin mukaddes emaneti olarak gördüğümüz Türkiye Cumhuriyeti'ni onlardan devraldığımız mirasın kılavuzluğunda, kardeşlik ve dayanışma ruhuyla her alanda güçlendirmeye devam ediyoruz. Bundan 104 yıl önce olduğu gibi bugün de ülkemizi ve coğrafyamızı hedef alan menfur planlara müsaade etmiyor, milletimizin istiklal ve istikbaline kararlılıkla sahip çıkıyoruz. Ruhun şad olsun."
BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ KURUCUSU PROF. DR. MEHMET HABERAL'DAN 30 AĞUSTOS MESAJI: “Esarete Karşı Cesaretin, Umutsuzluğa Karşı Direncin Zaferidir” Başkent Üniversitesi’nin kurucusu, dünyaca ünlü bilim insanı ve cerrah Prof. Dr. Mehmet Haberal, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104. yıl dönümü dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Başkent Üniversitesi’nde düzenlenen çelenk koyma töreninde konuşan Haberal, 30 Ağustos’un yalnızca bir tarih olmadığını, aynı zamanda bir milletin kendi geleceğine sahip çıktığı önemli bir dönüm noktası olduğunu vurguladı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, bu zafer uğruna hayatlarını kaybeden aziz şehitleri ve Lozan kahramanı İsmet İnönü’yü rahmet ve şükranla anarak konuşmasına başlayan Prof. Dr. Mehmet Haberal, şöyle konuştu: “30 Ağustos yalnızca geçmişte kalmış bir tarih değildir. 30 Ağustos, bugün bize bir milletin ortak bir amaç etrafında buluştuğunda neleri başarabileceğini anlatan en güçlü mirastır. Bu zafer; vazgeçmeyenlerin, umudunu kaybetmeyenlerin, esarete karşı cesaret edenlerin, umutsuzluğa karşı inananların ve kendi geleceğine sahip çıkanların zaferidir.” Haberal, Cumhuriyetin değerlerine sahip çıkmanın herkesin ortak sorumluluğu olduğunu belirterek şöyle devam etti: “Bize düşen en büyük sorumluluk, bu büyük zaferin ruhunu yalnızca törenlerle değil, hayatın her alanında yaşatmaktır. Birbirimizi dinleyerek, farklılıklarımızı zenginlik kabul ederek, çok çalışarak, ortak akıl ve birlik içinde Cumhuriyetimize sahip çıkmaktır.” Konuşmasının son bölümünde Gazi Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve bağımsızlık mücadelesinin tüm kahramanlarını anan Prof. Dr. Mehmet Haberal, şunları söyledi: “Bu ülkeyi kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve bağımsızlığımız uğruna hayatlarını feda eden aziz şehitlerimizi; Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını ve egemenliğini uluslararası alanda güvence altına alan İsmet İnönü’yü ve mücadele arkadaşlarını rahmetle, şükranla anıyorum. Tabii ki İhsan Doğramacı Hocamı da…” Ünlü cerrah Prof. Dr. Haberal, Türkiye’nin bugün özgür ve bağımsız bir şekilde yaşayabilmesini Atatürk ve silah arkadaşlarına borçlu olduğumuzu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Bugün bu topraklarda başımız dik, alnımız açık, özgürce yaşayabiliyorsak; bunu bu ülkenin bağımsızlığı için canını ortaya koyan ve ömrünü ülkesinin geleceğine adayan Atatürk’e ve silah arkadaşlarına borçluyuz. Bizlere düşen görev; onların bize emanet ettiği bu eşsiz mirasa sahip çıkmak, ülkemize durmadan yeni eserler kazandırmak, ay-yıldızlı bayrağımızı Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlık yolunda dünyanın en tepesinde dalgalandırmaktır. Biz Başkent Üniversitesi olarak bunu yapıyoruz. Başkent Üniversitesi’nin eğitim ve sağlık kurumları, bugün bütün vatandaşlarının başını dik tutacağı, gurur duyacağı kurumlar haline gelmiştir.” Prof. Dr. Mehmet Haberal, mesajının sonunda “Zafer Bayramımız kutlu olsun” dedi.
“...Her evresi ile düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş olan bu hareket, Türk ordusunun, Türk subaylarının ve komuta kurulunun yüksek güçlerini ve yiğitliklerini tarihe bir daha geçiren muazzam bir eserdir. Bu eser Türk milletinin özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz anıtıdır. Bu eseri yaratan bir milletin çocuğu, bir ordunun başkomutanı olduğum için sevincim ve mutluluğum sonsuzdur.” Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk.