
Yavuz Ağıralioğlu
İstatistikler belirli aralıklarla güncellenmektedir; gün içinde gerçekleşen etkileşimler anlık olarak yansımayabilir.
Paylaşım Türü Dağılımı
İçerik Türü (Metin/Görsel/Video)
Gönderiler (83)
Demografimiz için uyarıyorsunuz. Sınırlarımız için tedbir sözü veriyorsunuz. Uyuşturucuyla, mafya ve çetelerle mücadele edeceğinizi söylüyorsunuz. Mülkiyet güvencesinden söz ediyorsunuz. Peki bunca yıldır neredeydiniz? İş insanı yarın başına ne geleceğini düşünerek yaşıyorsa, dışarıdan sermaye beklerken güven ortamını sağlayamıyorsanız önce biraz da geçen yıllarınızın muhasebesini yapın.
Iğdır’ın Aralık ilçesinde, Şehit Bülent Aydın Karakolu personelini taşıyan askeri aracın devrilmesi sonucu bir kahraman Mehmetçiğimizin şehit olduğu haberini derin bir üzüntüyle öğrendim. Aziz şehidimize Allah’tan rahmet; kederli ailesine ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum.
FAİZİN, ENFLASYONUN VE BORÇLANMANIN FATURASI VATANDAŞIN CEBİNE YANSIYOR! BDDK verileri, bireysel borçlarda ödeme güçlüğünün giderek daha görünür hâle geldiğini gösteriyor. İhtiyaç kredilerinde takibe düşme oranı yüzde 6,1’e, bireysel kredi kartlarında ise yüzde 5,3’e ulaşmış durumda. 2024 yılı Ocak ayında ihtiyaç kredilerinde bu oran yüzde 1,7 seviyesindeydi. Yani mesele artık yalnızca vatandaşın daha fazla borçlanması değildir. Asıl mesele, vatandaşın aldığı borcu ödemekte giderek daha fazla zorlanmasıdır. Yüksek hayat pahalılığı yalnızca alım gücünü değil, ödeme gücünü de aşındırıyor. Maaş ay bitmeden tükeniyor. Kredi kartı borcu sonraki aya, bazen başka bir karta devrediliyor. İnsanlar yatırım yapmak için değil gündelik ihtiyaçlarını karşılamak için borçlanıyor; borçlandıkça daha fazla faiz yüküyle karşılaşıyor. Bugün milyonlarca insan için mesele ev almak, yatırım yapmak veya geleceği için birikim yapmak değil; ayın sonunu getirmek ve mevcut borcunu çevirebilmek. Bir tarafta hayat pahalılığı, diğer tarafta yüksek borçlanma maliyetleri… Gelir eriyor. Alım gücü azalıyor. Ödeme kapasitesi zayıflıyor. Bunun en ağır sonucu ise vatandaşın bugünkü ihtiyaçlarını karşılayabilmek için gelecekteki gelirini şimdiden harcamak zorunda kalmasıdır. Bir ülkede insanlar geleceklerini kurmak yerine geleceklerinden borç alarak bugünlerini kurtarmaya çalışıyorsa ekonomik göstergelerdeki iyileşmenin vatandaşın hayatına ne ölçüde yansıdığı ayrıca sorgulanmalıdır. Millet ekonomiyi yalnızca açıklanan rakamlarla değil; mutfağıyla, cüzdanıyla, kredi kartı ekstresiyle, ayın sonunda kalan parasıyla değerlendiriyor. Bugün tablonun söylediği açıktır: Alım gücü zayıflıyor. Ödeme gücü zorlanıyor. Geleceğe ilişkin ekonomik güvenin korunması ise her geçen gün daha önemli hâle geliyor.
EYLÜL AYI FAİZ KARARI AÇIKLANDI Ama milletimizin asıl merak ettiği faiz kararının ne olduğu değil, bu kararların kendi hayatına ne zaman iyi geleceğidir. Politika faizi %37. Peki vatandaş ne görüyor? Krediye ulaşamıyor. Esnaf borçlanamıyor. Sanayici yatırım yapmakta zorlanıyor. Gençlerimiz ev, araba alma, yuva kurma hayallerini erteliyor. Bir tarafta yüksek faiz, diğer tarafta hâlâ süren hayat pahalılığı… Millet hem parasının değer kaybından hem de paraya ulaşmanın maliyetinden yoruldu. Ekonomi yalnızca faizi artırarak veya düşürerek yönetilmez. Mesele; üretimi artırmak, yatırımı büyütmek, istihdam oluşturmak, Türk lirasına yeniden itibar kazandırmak ve milletin alın terinin satın alma gücünü korumaktır. Bugün milletimizin sorduğu soru çok basittir: “Ben ne zaman rahatlayacağım?” Biz bu memleketi yüksek faiz, yüksek enflasyon ve yüksek borç arasında sıkışmışlıktan çıkaracağız. Üretenin kazandığı, çalışanın emeğinin karşılığını aldığı, yatırımcının önünü görebildiği ve milletimizin yeniden yarınından emin olduğu bir Türkiye için çalışacağız. Ekonominin başarısını faiz tabelasında değil, milletin sofrasında ölçeceğiz.

Kırıkkale’de sokak sokak, dükkân dükkân dertleştik… Esnafımızın kapısını çaldık, hemşehrilerimizle sohbet ettik; memleketin derdini de yarınlarını da konuştuk. Gittiğimiz her yerde aynı samimiyetle karşılandık. Sarılan, sohbet eden, fotoğraf çektiren hemşehrilerimizin sözlerinde ortak bir beklenti vardı: “Duruşunuzu bozmayın, milletin umudu olmaya devam edin…” Milletimizin umudunu boşa çıkarmamak için aynı inanç ve kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz. Kırıkkaleli hemşehrilerimize ve gün boyu bizi takip eden gazetecilere gönülden teşekkür ediyorum.

Bir çay, bir sohbet, koca bir memleket meselesi… Kırıkkale’de hemşehrilerimizle çayımızı içtik, dertleştik, konuştuk. Yorgun ama umudunu kaybetmemiş bir millet gördük. Bize güç veren bu inancı, birlikte yeniden ayağa kalkacak bir Türkiye’nin umuduna dönüştürmeye kararlıyız. Milletimizle yan yana, can cana; umudu da Türkiye’yi de birlikte büyüteceğiz…

İzmir; istiklal ateşinin zaferle taçlandığı şehir… 9 Eylül; işgalin sona erdiği, Türk milletinin bağımsızlık iradesini dünyaya ilan ettiği kutlu bir gündür. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, İzmir’i düşman işgalinden kurtaran kahraman ordumuzu ve aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
50+1 sistemi sorunları çözmek yerine sorunlardan siyasi avantaj üreten bir anlayışı besliyor. Enflasyon yönetiliyor; ekonomi yönetilemiyor. Demokrasi güçlendirilmiyor; krizler siyasetin malzemesi hâline geliyor. https://t.co/CVTwqFVDj4
MİLLETİMİZ EV SAHİBİ OLAMIYOR, DAR GELİRLİ KİRAYA MAHKÛM EDİLİYOR! Türkiye’de artık yalnızca bir kira meselesi yoktur; bir yuva meselesi vardır. Son 10 yılda nüfusumuz yaklaşık %10 artarken kiracı sayımız %36 arttı. Dar gelirli vatandaşlarımızda kiracılık oranı %24,5’ten %36,7’ye çıktı. Son bir yılda orta ve yüksek gelir grubunda ev sahipliği artarken, dar gelirlinin ev sahipliği %5 daha azaldı. Bu rakamların söylediği şey açıktır: Memleketimizde çalışarak, biriktirerek, alın teriyle ev sahibi olabilme ümidi dar gelirli vatandaşımız için her geçen gün uzaklaşıyor. İnsanımız maaşını alıyor, kiraya veriyor. Kirayı ödüyor, birikim yapamıyor. Birikim yapamadığı için ev alamıyor. Ev alamadığı için yeniden kiraya mahkûm oluyor. Biz bu düzeni değiştireceğiz. Kamu arazilerini ranta değil, milletimizin yuva ihtiyacına tahsis edeceğiz. Dar ve orta gelirli vatandaşlarımız için uzun vadeli, uygun kiralı sosyal konut stokunu büyüteceğiz. İlk evini alacak vatandaşımıza uzun vadeli ve düşük maliyetli finansman imkânı sağlayacağız. Arsa maliyetini kamu imkânlarıyla aşağı çekecek, ev sahibi olmayı yalnızca yüksek gelirlinin ulaşabildiği bir imkân olmaktan çıkaracağız. Boş tutulan konutların yeniden ekonomiye kazandırılmasını sağlayacak; konutu yalnızca bina yapmak olarak değil, ulaşımıyla, okuluyla, hastanesiyle, işiyle ve deprem güvenliğiyle beraber planlayacağız. Bizim anlayışımızda devletin vazifesi, vatandaşını ömür boyu kiraya mahkûm etmek değildir. Devletin vazifesi; çalışan insanına yuva kurabileceği, evladına bir gelecek bırakabileceği bir memleket imkânı sunmaktır. Konut, birkaç kişinin servetini büyüteceği bir rant vasıtası değil; milletimizin en temel ihtiyaçlarından biridir. Bir memlekette insan çalışıyor ama yuva kuramıyorsa, maaş alıyor ama kiradan başını kaldıramıyorsa, ömrünü veriyor ama bir anahtar sahibi olamıyorsa orada düzeltilmesi gereken bir düzen vardır. Biz düzelteceğiz. Dar gelirliyi kiraya, milletimizi ev sahibi olma hayalinden vazgeçmeye mahkûm etmeyeceğiz.
Körfez’de umuda yürüdük… Kocaeli’de esnafımızla samimi bir sohbette buluştuk. Her yaştan hemşehrilerimizle tanıştık, dertleştik, iş dünyası temsilcileriyle de memleketimizin geleceğini konuştuk. Geleneksel Sivas Gardaşlık Buluşması’na katılıp, Körfez havasında bozkır halayının konuğu olduk. Milletimizle aynı umuda yürüyüşümüz aynı kararlılıkla sürüyor…
Bu süreci 'devlet aklı' diyerek aklayamazsınız... Bundan önceki devlet aklı Cumhurbaşkanı Hükûmet Sistemi idi. Bu sistemde Türk devleti, Türk parası, hukuk, çocuklarımızın hayali kuvvetlenmedi. Devlet aklı diyorsanız devlet büyümeli, millet rencide olmamalı... Bu nasıl devlet aklıysa her şey zayıflıyor!

Bir kez daha en büyük Filenin Sultanları… Avrupa Voleybol Şampiyonası finalinde İtalya’yı mağlup ederek üst üste ikinci kez Avrupa’nın zirvesine çıkan Filenin Sultanları’nı yürekten kutluyorum. Sporcularımızı, teknik heyetimizi ve bu büyük başarıda emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. 🇹🇷 Gururumuzsunuz Filenin Sultanları!

OVP’DEKİ BU VERGİ HESABINI MİLLETİMİZE İZAH EDİN! 2027’de enflasyonu %21’e, 2028’de %13,5’e düşüreceğinizi söylüyorsunuz. Peki aynı dönemde vergi gelirlerini 2027’de %36, 2028’de %20,4 nasıl artıracaksınız? Ekonomi bu kadar mı büyüyecek? Vergi tabanı mı genişleyecek? Yoksa yine dönüp dolaşıp milletin cebine mi başvuracaksınız? Biz buradan açıkça soruyoruz: Enflasyon düşerken vergi gelirlerindeki bu yüksek artış nereden gelecek? Yeni vergiler mi koyacaksınız? Mevcut vergileri mi artıracaksınız? Dolaylı vergilerle yine dar gelirlinin, esnafın, emeklinin, çalışanın sırtına mı bineceksiniz? Millet zaten kazandığından vergi veriyor, harcadığından vergi veriyor, arabasından, evinden, akaryakıtından vergi veriyor. Devletin görevi bütçedeki her açığı milletin cebine el uzatarak kapatmak değildir! Hele bir de faiz giderleri yüksek seviyesini korurken, milletten daha fazla vergi istemeyi marifet sayamazsınız. Bizim ekonomi anlayışımız bellidir: Az kazanandan çok, çok kazanandan az vergi alan bir düzeni değiştireceğiz. Vergiyi tabana değil, adalete yayacağız. Dar gelirlinin omzundaki yükü hafifletecek, ödeme gücü yüksek olandan hakkaniyetle vergi alacağız. Kamu kaynağını faize değil üretime, istihdama, yatırıma ve milletimizin refahına yönelteceğiz. Millete yeni vergi yükü değil; adil bir vergi düzeni, güçlü bir üretim ekonomisi ve hesabı verilebilir bir bütçe borçluyuz!
KÖPRÜLERİ MİLLET ALSIN! Yıllarca milletin vergisiyle, milletin garantisiyle, milletin cebinden çıkan parayla köprüler, yollar yaptınız. Geçenden para aldınız, geçmeyenin parasını da hazineden ödediniz. Yani yükü millet çekti, borcu millet ödedi, garantiyi millet verdi. Şimdi sıra köprüleri, yolları satmaya mı geldi? İlla satacaksanız, milletin malını üç beş kişiye değil, milletin kendisine satın! Hisselerini açın, millet alsın. Bu memleketin insanı kendi köprüsüne, kendi yoluna, kendi servetine ortak olsun. Milletin sırtından yapılanı, milletin elinden alıp birilerine vermenize müsaade etmeyeceğiz. Borç milletin, dert milletin, köprü milletin… Millet satın alsın; hak milletin! #KöprüleriMilletAlsın
🇹🇷 Filenin Sultanları yine gururumuz oldu! 🏐 Avrupa Voleybol Şampiyonası’nda Sırbistan’ı geçerek finale yükselen millilerimizi yürekten kutluyorum. 👏🏻 Şimdi sıra Avrupa’nın zirvesinde! Haydi Sultanlar, kupaya! 🏆🇹🇷
Borç milletin, dert milletin, köprü milletin; millet satın alsın, hak milletin! https://t.co/1xblYyJIzX
TÜİK’E GÜVEN NEDEN KAYBOLDU? 1926’dan 2016’ya kadar TÜİK başkanlarının ortalama görev süresi 53 ay. 2016’dan 2026’ya kadar ne olmuş? 20 aya düşmüş! Başkan değişmiş, yönetim değişmiş, yöntem tartışılmış, kurumun itibarı örselenmiş… Sonra vatandaşa dönüp diyorsunuz ki: “TÜİK’e güvenin!” Güven böyle olmaz. Devlet, vatandaşından güven istemeden önce güvenilir olmak mecburiyetindedir. Çünkü TÜİK’in açıkladığı rakam, kâğıdın üzerinde duran sıradan bir rakam değildir. O rakam emeklinin maaşıdır. Memurun zammıdır. İşçinin ücretidir. Ailenin sofrasıdır. Çocuğun rızkıdır. Enflasyonu yüzde 35 hesapladınız diyelim. Bağımsız bir inceleme yapıldı ve aslında esas alınması gereken oranın yüzde 40 olduğu ortaya çıktı. Aradaki 5 puana “istatistik farkı” deyip geçemezsiniz! O fark bir emeklinin cebinden çıkmıştır. Bir işçinin alın terinden eksilmiştir. Bir ailenin sofrasından alınmıştır. Bunun adı yalnızca hesap hatası değildir. Bunun içinde kul hakkı vardır! 86 milyon insanın gelirine tesir eden hesabı yapıyorsanız, “Bize güvenin” demeyeceksiniz. Hesabınızı göstereceksiniz! Neyi sepete koydunuz? Neye ne kadar ağırlık verdiniz? Fiyatı nereden aldınız? Hangi yöntemle hesapladınız? Millet bilecek. Biz Anahtar Parti olarak iktidarımızın ilk yılında bunu yapacağız. Özellikle 2016–2026 arasındaki enflasyon hesaplamalarını bağımsız bir denetime açacağız. Üniversitelerden akademisyenler, bağımsız istatistikçiler, ekonomistler ve kamu denetçileri oturacak; ürün sepetini, ürün ağırlıklarını, fiyat verilerini, hesaplama yöntemlerini ve açıklanan enflasyonu yıl yıl, kalem kalem inceleyecek. Sonuç ne çıkarsa milletin önüne koyacağız. Ve eğer bu inceleme sonunda emeklimizin, memurumuzun, işçimizin geçmişte yanlış veya eksik hesaplama nedeniyle ölçülebilir bir hak kaybına uğradığı ortaya çıkarsa; “Geçmiş geçmişte kaldı” demeyeceğiz. Hesabını yapacağız, hakkını teslim edeceğiz! Kimin ne kadar kaybı varsa kişi bazında hesaplanacak. Anapara farkı bulunacak. Aradan geçen zamanda oluşan kayıp ayrıca hesaplanacak. Bütçede Geçmiş Dönem Hak Telafi Fonu kurulacak ve vatandaşımızın hakkı kendisine ödenecek. Denetim raporlarının tamamı da yöntemiyle, hesabıyla, tablosuyla milletin önünde olacak. Çünkü devlet dediğiniz şey budur! Devlet, vatandaşına; “Yanlış yaptıysam sen katlanacaksın” demez. “Bir kuruş hakkın kaldıysa bulacağım, hesabını yapacağım ve sana iade edeceğim” der. Bizim devlet anlayışımız budur. TÜİK'i yeniden itibarlı, bağımsız ve güvenilir bir kurum hâline getireceğiz. TÜİK, iktidarın duymak istediği rakamları değil, Türkiye'nin gerçeklerini açıklayacak! Çünkü bu hesabın içinde yalnızca ekonomi yok. EMEK VAR! ALIN TERİ VAR! HAK VAR! VE 86 MİLYON İNSANIN KUL HAKKI VAR!
Siz, sebep olduğunuz sorunların sonuçlarını yönetmeye çalışıyorsunuz. Biz, bu sorunları ortadan kaldıracak bir siyaset kuruyoruz. Çünkü Türkiye'nin ihtiyacı olan şey dertleri yapılandırmak değil, dertleri ortadan kaldırmaktır. https://t.co/0oHNuXbNlo
AK Parti kendi kuruluş hikâyesini hatırlamalıdır. Şiir okuduğu için hapse girmiş bir Cumhurbaşkanı’nın yönettiği ülkede, fikrini söylediği için partisinin kapatılması istenmiş bir Cumhurbaşkanı’nın iktidarında; üstelik 5 yıl önce yapılmış bir konuşmadaki sözleri nedeniyle insanların soruşturma tehdidiyle karşı karşıya kalması kabul edilemez. Demokrasi, yalnızca sizin söz söyleme hakkınız değildir. Size karşı olanın da, sizi eleştirenin de, sizin gibi düşünmeyenin de söz söyleme hakkıdır. Dün kendiniz için istediğiniz hukuku bugün başkalarından esirgeyemezsiniz. Bir taraftan çocuklarımızın katiline konuşma hakkı sağlanmasının yollarının arandığı bir zeminde, diğer taraftan insanların yıllar önce söyledikleri sözler nedeniyle soruşturmalara muhatap edilmesini hatırlatmaktan dahi hicap duyuyoruz. Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla korku, daha fazla yasak, daha fazla soruşturma değil; daha fazla hukuk, daha fazla hürriyet ve daha güçlü bir demokrasidir. Böyle soruşturmalar demokrasimizi büyütmez; Türkiye’yi demokrasi ayıplı ülkeler ligine düşürür. Anahtar Parti olarak milletimize sözümüz; siyasi düşüncenin ve fikir hürriyetinin soruşturma konusu olmadığı bir Türkiye’dir.

Türk milletinin kaderine sahip çıktığı gün: Sivas Kongresi… 106 yıl önce Sivas’ta toplanan Kongre, milletimizin bağımsızlık kararlılığının en güçlü göstergelerinden biri oldu. Sivas Kongresi; Milli Mücadele’nin teşkilatlanma safhasını tamamlayan, milli iradenin güçlenmesini sağlayan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışına giden yolu açan en önemli adımlardan biri oldu. Sivas’ta yükselen milli irade, Ankara’da Meclis olmuş, millet kendi kaderine sahip çıkmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile tüm kahramanlarımızı rahmet ve saygıyla anıyorum.