
Emek Partisi
İstatistikler belirli aralıklarla güncellenmektedir; gün içinde gerçekleşen etkileşimler anlık olarak yansımayabilir.
Paylaşım Türü Dağılımı
İçerik Türü (Metin/Görsel/Video)
Gönderiler (31)

Savaşa ve işgallere karşı işçilerin birliği, halkların kardeşliği On milyonlarca kişinin yaşamını yitirdiği İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı gün olan Nazi Almanyası’nın Polonya’yı işgal ettiği 1 Eylül 1939’un üzerinden 87 yıl geçti. Halklar, o gün bugündür, her yıl 1 Eylül’de barış talebini meydanlarda haykırıyorlar. Emperyalist güçlerin enerji ve ticaret koridorları ile nadir toprak elementleri başta olmak üzere değerli metal ve madenlerin bulunduğu coğrafyalarda egemenlik alanları oluşturma mücadeleleri sertleşiyor. Avrupa’nın silahlanmaya daha fazla kaynak ayırması sonucunu doğuran Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan savaş, ABD emperyalizmi ile İsrail’in, Gazze’de Filistin halkına yönelik soykırımı ile devam etti. Kökeni El Kaide'ye dayanan Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) emperyalistler ve bölgesel işbirlikçilerinin desteğiyle Suriye’de yönetime getirilmesini, Alevi, Dürzi ve Kürt halklarına yönelik katliamlar izledi. İsrail, ABD desteğiyle İran’ın direniş kollarını kırma hedefiyle saldırılarını Lübnan’a kaydırırken, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının yıkıcı etkisi devam ediyor. Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşinin, Trump’ın emriyle Amerikan askerlerince düzenlenen bir operasyonla ülkesinden kaçırılması, emperyalist haydutluğun ulaştığı pervasızlığı gösteren bir örnek oldu. Tüm bunlar da yetmezmiş gibi, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi’yle Türkiye’ye ABD emperyalizminin bölgesel çıkarlarına bağlanan yeni görevler verilirken, Türkiye’nin askeri harcamalarının daha da artması işçi ve emekçiler için yeni yükler anlamına geliyor. Öte yandan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına tepkisiz kalarak destek veren Erdoğan’ın Hürmüz Boğazı'nda mayın temizleme görevine talip olması ABD’nin ileri karakolu ve lojistik üssü olma rolünü tescilleyen bir gelişme olmuştur. Türkiye burjuvazisi ve onun çıkarlarını temsil eden Saray iktidarının, bir yandan ‘yurtta sulh, cihanda sulh’ söylemini kullanırken, diğer yandan Ortadoğu’dan Afrika’ya kadar uzanan geniş coğrafyada nüfuz sahibi olmak için yeni yatırımlar yapması sonucu Türkiye, 2025'te en çok askeri harcama yapan ülkeler arasında 18'inci sırada yer aldı. Mekke Ortak Savunma Antlaşması adıyla, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026'da imzalanan, güvenlik ve savunma paktı ise bölgedeki güç mimarisi içinde, ABD ve İsrail’in hedefindeki İran’a karşı bir yapı olarak öne çıkıyor. Bu anlaşma, Türkiye açısından yeni cephelere doğru yol almak ve yeni savaş tehditleri altında yaşamak anlamına geliyor. NATO’nun amaç ve hedefleriyle uyumlu olan yapı, ABD emperyalizminin bölgesel yükünü hafifletirken, ona Çin ve Pasifik’teki yoğunlaşması için de alan açmış oluyor. İsrail’in Suriye'nin Türkiye sınırına yakın kenti İdlib’teki Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü'nü vurması ve saldırının Türkiye'den bir askeri heyetin üssü ziyaret ederek havaalanının yeniden faaliyete geçirilmesi çalışmalarını incelemesinin ardından gerçekleşmesi; bölgemizin, emperyalizm ve işbirlikçileri tarafından savaş tehditleri sarmalında yaşamaya itildiğinin somut örneğidir. Öte yandan, savaşların damgasını vurduğu kapitalist bir dünyanın, gelir uçurumlarının daha da derinleştiği bir dünya olması kaçınılmazdır. Dünya Eşitsizlik Raporu 2026, küresel eşitsizliğin tarihi boyutlara ulaştığını ve en zengin yüzde 0.001’lik azınlığın insanlığın en yoksul yarısının toplam servetinin üç katını elinde tuttuğunu ortaya koydu. Emperyalist savaş tek tek ülkelere baskı rejimleri olarak dönerken, yoksulların sofrasına da ekmeklerinin küçülmesi olarak yansıyor. Türkiye egemenleri ‘aktif dış politika’ adı altında Yeni-Osmanlıcı anlayışla yayılmayı esas alan bir strateji izlerken, ülke içinde iki yıla yakın bir süredir devam eden yeni ‘süreç’, henüz silahların susmuş olmasından, savaşı ortaya çıkaran nedenlerle yüzleşilmesine varamamıştır. Saray iktidarının, süreci kendi bekası için araçsallaştırdığına yönelik işaretlere ek olarak muhalefete yönelik baskılar aralıksız devam etmektedir. Kürtçe anadilinde eğitim, muhalefet belediyeleri üzerindeki kayyım uygulamalarına son verilmesi, siyasi tutuklular için genel af, iktidarın uygulamamak için direndiği AİHM ve AYM kararlarının gereğinin yapılması, yakıcı demokrasi ve barış talepleri arasındadır. İktidarın, 19 Mart 2025 operasyonu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile birlikte ilçe belediye başkanları, yönetici ve çalışanlarının tutuklanmasıyla sonuçlanmıştı. Dalgalar halinde devam eden bu operasyon sonucunda yüzlerce kişinin yargılandığı davalar sürüyor. AİHM kararlarına rağmen on yıldır cezaevinde tutulan HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere Kobani davası tutukluları, Gezi davası tutukluları TİP Hatay Milletvekili Can Atalay, Osman Kavala, Çiğdem Mater, Mine Özerden ve Tayfun Kahraman bir barış gününü daha cezaevinde karşılıyor. Bu isimlere, iktidarın mizaha dayalı muhalefetine tahammül edemediği için “kuyu tipi” cezaevine hapsedilen komedyen Deniz Göktaş da eklendi. Türkiye’de, bölgemizde ve dünyada barışı ancak, savaştan çıkarı olmayanlar inşa edilebilir. Tam da bu nedenle barış mücadelesinin sorumluluğu işçi ve emekçilerin kollarındadır. Kürt meselesinin, eşit haklara dayalı demokratik ve halkçı çözümü için güçlerimizi birleştirelim. Türkiye’de, bölgemizde ve dünyada barış için birleşerek savaşlara dur diyelim. Türkiye NATO’dan çıksın ve NATO dağıtılsın! ABD üsleri kapatılsın! Emek Partisi Genel Merkezi
Genel Başkan Yardımcımız Selma Gürkan, Sivas Şarkışla’ya bağlı Ortaköy'de düzenlenen çevre panelinde yöre halkıyla buluştu. 📌Saray yönetiminin ülkenin dört bir yanını talana, yağmaya açan, yerli-yabancı maden şirketlerine peşkeş çeken politikalarını hatırlatarak Ortaköylülerin madene karşı verdikleri mücadeleyi parti olarak desteklediklerini ifade eden Gürkan, çevre mücadelesi ile barış, emek, demokrasi ve özgürlükler mücadelesinin birleşmesi gerektiğini ifade etti. 📌Ülke kaynaklarını talan eden maden şirketlerinin bu iktidardan güç aldıklarını, bu güçle mahkeme kararlarına rağmen fütursuzca faaliyetlerine devam ettiklerini biliyoruz. 📌OVP’de açık şekilde ortaya konuldu; iktidar ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarını ve işçi sınıfının emeğini yerli ve yabancı şirketlerin emrine sundu. 📌İktidar şirketlerin madencilik faaliyetlerine engel olarak gördüğü mahkeme kararlarını ve yerel direnişleri de ortadan kaldırma sözü verdi. Geçtiğimiz yıllarda çıkan maden yasaları bunun içindi. 📌“Bölge kalkınacak” denilerek madencilik faaliyetleri meşrulaştırıldı. Soma’ya, Ermenek’e, Bergama’ya, Kışladağ’a, İliç’e bakalım ne kadar kalkınmış? Kalkınma yalan. Madenler bölgede talana neden oldu, bölge halkına iş cinayetleri ve yoksulluk kaldı. 📌İktidarın kapsamlı bir programıyla karşı karşıyayız. Baskı, talan ve sömürü programına karşı ortak mücadele şart.

Genel Başkanımız Seyit Aslan ve beraberindeki parti heyetimiz Ankara’da TTB Genel Merkezini ziyaret etti. Yeni seçilen Yönetim Kurulu ile bir araya gelerek başta sağlık alanında yaşananlar ve hekimlerin sorunları olmak üzere, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasal gelişmeler üzerine karşılıklı görüş alışverişinde bulunduk.

Genel Başkanımız Seyit Aslan ve beraberindeki parti heyetimiz TMMOB Genel Merkezini ziyaret etti. Ziyarette yeni seçilen yönetim kurulu ile ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasal gelişmeler üzerine karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu. Yeni yönetime kuruluna çalışmalarında başarılar diliyoruz.
Genel Başkanımız Seyit Aslan Eğitim Sen’in düzenlediği 6. Demokratik Eğitim Kurultayı’na katıldı. 📌Yıllardır sermayenin iş gücü talebine bağlanan bir eğitim sistemiyle karşı karşıyayız. AKP iktidarlarında dokuz bakan değişti ama anlayış değişmedi. Bakan Tekin “Sermaye bizden ne istiyorsa bunu yapmaya hazırız” diyor. 📌MESEM’lerde yaşanan iş cinayetlerine rağmen Yusuf Tekin bakanlık görevini sürdürüyor. Burada çocuk emeği sömürüsü var. 📌Asgari ücret yoksulluk sınırının neredeyse dörtte biri. Derinleşen yoksulluk nedeniyle işçi çocukları okula aç gidiyor. Ders sıralarında bayılan çocuklarımız var. Diğer taraftan bakıyoruz milyarlarca dolar silahlanmaya, sermaye teşviklerine, faize aktarılıyor. İktidarın tercihi hep sermayeden yana. 📌Kürt halkı anadilini konuşmaktan, anadilinde eğitim görmekten mahrum bırakıldı. Kürt halkının diline sansür uygulanıyor. Bu sorunu açık yüreklilikle tartışmadıktan sonra çözüm bulamayız. 📌Geçmişte üniversitelerde az çok özerklik vardı. Bugün belediyelerde olduğu gibi üniversiteler de kayyumlarla yönetiliyor. 📌Kadrolu öğretmenlerle eşit koşullarda çalışmak isteyen özel okul öğretmenleri insanca yaşam ve insanca çalışma koşulları istedikleri için cop, gaz ve tazyikli suyla karşı karşıya kaldı. 📌Ülkenin zenginliklerini talan eden bu sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilen gerici, hurafelere dayanan bu eğitim sistemine karşı birleşmek ve mücadele etmekten başka bir yolumuz yok.

Genel Başkanımız Seyit Aslan, Ankara’da ödenmeyen hakları için direnen Yıldızlar SSS Holding’e bağlı Doruk Madencilik şirketinde çalışan maden işçilerinin direnişini ziyaret etti. Türk Maden-İş üyesi Doruk Madencilik işçileri ile aynı holdinge bağlı diğer şirketlerde çalışan işçilerin de hakları için mücadele ettiğine dikkat çeken Aslan mücadelelerin birleştirilmesi çağrısı yaptı. 📌İşçi sınıfının hak edilmiş alacakları için günlerce direniş yapmak zorunda kalması bu ülkenin ayıbıdır. 📌Birkaç kilometre uzakta Türkiye Maden-İş üyesi işçi arkadaşlar var. Onlar sizin kardeşleriniz. Siz de onların kardeşlerisiniz. Çünkü hepimizin kaderi ortak. Hepimizin mücadelesi ortak. 📌İşçi sınıfı kendi içerisinde bölünmemeli. Şu sendika bu sendika demeden güçlerimizi bu sermaye düzenine karşı birleştirmek zorundayız. 📌Konfederasyonların yöneticilerine sesleniyoruz. Yeri geldiğinde “En büyük konfederasyon biziz” diye nutuk atıyorsanız, “Ankara'da Türk-İş var” diyorsanız, “Ankara'da DİSK var”, “Ankara’da Hak-İş var” diyorsanız, o zaman madencilerin mücadelesine sahip çıkmak zorundasınız. 📌Sermaye, sendikal bürokrasi ve Saray yönetimi işçi sınıfının birliğinden rahatsızlık duyar. Biz birleşe birleşe kazanacağız.
Genel Başkanımız Seyit Aslan, Ankara’da ödenmeyen hakları için direnen Yıldızlar SSS Holding’e bağlı Doruk Madencilik şirketinde çalışan maden işçilerinin direnişini ziyaret etti. Bağımsız Maden-İş üyesi Doruk Madencilik işçileri ile aynı holdinge bağlı diğer şirketlerde çalışan işçilerin de hakları için mücadele ettiğine dikkat çeken Aslan mücadelelerin birleştirilmesi çağrısı yaptı. 📌Sendika, konfederasyon ayrımı yapmadan, sendikalı-sendikasız ayrımı yapmadan bütün işçilerin ortak hareket etmesini sağlayacak bir mücadele hattına girmemiz lazım. 📌Konfederasyonlar istese buraya elli bin işçi ile gelirler, sorunu çözerler. Artık ayrılıklara son vermemiz gerekir. Konfederasyonlara sesleniyorum, maden işçilerinin taleplerine uygun hareket edin. Emek Partisi olarak bu onurlu mücadelenizde birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Mutlaka kazanacağız.

Saray rejiminden adalet de yolsuzlukla mücadele de beklenmez! 'Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü’ davasında 7 belediye başkanının aralarında olduğu 200 kişi hakkında karar açıklandı. Ocak 2025’te CHP’li belediyelere dönük gözaltı operasyonları ile başlayan operasyon kapsamında savcılığın öne sürdüğü ‘suç örgütü’ iddiası yargılama sonunda çöktü ve mahkeme “örgüt yok” dedi. Dosyanın merkezinde yer alan ve 280 yıla kadar hapis cezası istenen Aziz İhsan Aktaş hakkında rüşvet verme suçlarından beraat kararı verilirken, belediye başkanları hakkında toplam 51 yıl 25 gün hapis cezası kararı verildi. Saray’ın bahçesinde semiren Aktaş, devlet kurumları ve AKP'li belediyelerden aldığı ihalelere servetine servet katmıştı. Bu açıdan Aktaş'a verilen beraat kararı da belediye başkanları hakkında rivayetlere dayanılarak verilen hapis cezaları ve siyasi yasak kararları da yargılamanın siyasi bir amaçla gerçekleştirildiğinin göstergesidir. Saray yargısı ve onun mahkemelerinde görülen duruşmalar itirafçılığı özendiren, gizli tanıklarla yargıyı araçsallaştıran bir işlev görmektedir. Yerel seçimlerde elde edemediği halk iradesini yargı gücüne dayanarak siyaseten gasbeden Saray düzeninin yolsuzluklar gibi bir derdi olmadığını tüm dünya bilmektedir. Zira Saray düzeni 24 yıllık iktidarı boyunca Türkiye’yi yolsuzluk sıralamasında dünyanın “lider” ülkelerinden biri konumuna taşıdı. 2025 Yılı Yolsuzluk Algı Endeksi raporuna göre; Türkiye, önceki yıla göre puanını düşürerek 182 ülke arasında 124. sıraya gerilemiştir. AKP çevresinde palazlanan şirketler, kamu ihaleleriyle dünya sıralamasına giren “beşli çete”ler bir yanda dururken; “öyle duyduk”, “tahmin ediyorum” gibi ifadeler dayanak gösterilerek CHP’li belediye başkanları hakkında verilen cezalar; Saray rejiminin yargıyı, muhalefeti ezmenin ve iktidarını tahkim etmenin aracı olarak kullandığının en somut göstergesidir. “Yolsuzluklarla mücadele” diyerek iktidara gelen ve iktidarı boyunca yolsuzluklarla çevresindeki sermaye kesimini semirten Saray düzeninden adalet de yolsuzluklarla mücadele de beklenemez. Halkın kaynaklarının, halkın iradesi doğrultusunda halkın ihtiyaçları için kullanıldığı bir siyasi düzeni de demokrasi, adalet ve özgürlüğü de birleşerek, mücadele ederek kazanacağız. Seyit Aslan Emek Partisi Genel Başkanı

Deniz Göktaş 50 gündür tutuklu! Kahkahalarımızı susturamayacaksınız. Deniz Göktaş’a özgürlük! https://t.co/dam0FFMRW9
Genel Başkanımız Seyit Aslan, Balıkesir Ayvalık’ta Evrensel gazetesi ile dayanışma amacıyla düzenlenen etkinliğe katıldı. Çerçeve yasa ve gündemdeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Aslan, iktidarın ve sermayenin işçi ve emekçilere dönük saldırılarına karşı birleşik mücadele çağrısı yaptı. 📌Çerçeve yasanın Kürt meselesini çözmek, demokratikleşmek gibi bir hedefinin olmadığını elbette biliyoruz. Ancak cezaevindeki, sürgündeki, dağdaki gençlerin ülkelerine dönmesi, silahlı şiddetin son bulmasını önemli buluyoruz. 📌Bizim ‘evet’imiz yasanın eksiklerini ortaya koyarak, süreci halkımızla beraber tartışarak atılması gereken adımları söyleyerek verilen bir evettir. Saray rejiminin ‘evet’ini sermayenin çıkarları belirliyor. 📌Kürt sorununun gerçek anlamda demokratik ve barışçıl çözümü Türk ve Kürt işçi sınıfının birleşik, örgütlü mücadelesinden geçiyor. 📌Partimiz bütün ezilen, sömürülen işçilerin, emekçilerin, yoksulların birleşik, güçlü ve örgütlü bir mücadele vermesi için çaba sarf etmektedir. İktidarın ve sermayenin halka, sınıfa yönelik planlarına ve saldırganlığına; emeğin ve doğanın yağmasına dur demek için emek ve demokrasi güçleri birleşik mücadele etmelidir.
Genel Başkanımız Seyit Aslan, Balıkesir Ayvalık’ta Evrensel gazetesi ile dayanışma amacıyla düzenlenen etkinliğe katıldı. Çerçeve yasa e gündemdeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Aslan, iktidarın ve sermayenin işçi ve emekçilere dönük saldırılarına karşı birleşik mücadele çağrısı yaptı. 📌Çerçeve yasanın Kürt meselesini çözmek, demokratikleşmek gibi bir hedefinin olmadığını elbette biliyoruz. Ancak cezaevindeki, sürgündeki, dağdaki gençlerin ülkelerine dönmesi, silahlı şiddetin son bulmasını önemli buluyoruz. 📌Bizim ‘evet’imiz yasanın eksiklerini ortaya koyarak, süreci halkımızla beraber tartışarak atılması gereken adımları söyleyerek verilen bir evettir. Saray rejiminin ‘evet’ini sermayenin çıkarları belirliyor. 📌Kürt sorununun gerçek anlamda demokratik ve barışçıl çözümü Türk ve Kürt işçi sınıfının birleşik, örgütlü mücadelesinden geçiyor. 📌Partimiz bütün ezilen, sömürülen işçilerin, emekçilerin, yoksulların birleşik, güçlü ve örgütlü bir mücadele vermesi için çaba sarf etmektedir. İktidarın ve sermayenin halka, sınıfa yönelik planlarına ve saldırganlığına; emeğin ve doğanın yağmasına dur demek için emek ve demokrasi güçleri birleşik mücadele etmelidir.
